Özdemir Abi’ye Mektuplar: Afife Ödülleri, Tiyatroya Zarar Vermeye Mi Başladı? (Üstün Akmen)

Özdemir Abicim Merhaba!

Yahu o gün nasıl üzüldüm, nasıl üzüldüm bilemezsin. Aksilik işte! Antalya’daki Akdeniz Üniversitesi’nin misafirhanesinin lobisinde üç dakika beraber olabildik. Sen yeni gelmiştin, bense Konya Devlet Tiyatrosu’nun hem 10. kuruluş yılını Müdire Tomris Çetinel nezdinde kutlamak, hem de bu yıl ilk kez düzenlenen “Bin Nefes, Bir Ses-Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali”nin açılışına katılmak, festival çerçevesindeki oyunlardan kimilerini izleyebilmek üzere yola çıkmak üzereydim. Neyse! Bir dahaki sefere…

Konya’da beş gün kaldım, İstanbul’a döndüm ve soluğu doğru Yapı Kredi Sigorta’nın “2008 Afife Tiyatro Ödülleri”nin dağıtım toplantısında aldım. Gelirken uçakta, 1996 yazında her yaşa hitap eden değişik sanat etkinliklerini kapsaması düşüncesinden “Yapı Kredi Sigorta Sanat Etkinlikleri” başlıklı uzun vadeli bir destek programının başlatılışı aklıma geldi. Program, ülke çapında sanata ilginin gelişmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktaydı ve “Yapı Kredi Sigorta Afife Tiyatro Ödülleri” işte bu program çerçevesinde kararlaştırıldı. Bu noktada, ödüllendirmeyi, her yıl ödüle değer bulunacak sanatçılarımızın bireysel başarılarının takdiri olmanın ötesinde, sanata ve sanatçıya saygının özendirilmesi açısından önemli bulmamak elbette ki olanaksız.

Abicim, pekâlâ anımsarsın ki, Afife Tiyatro Ödülleri ilk beş yıl yedi kişiden oluşan seçici kurul ile yürütüldü. Ne var ki, tam da beşinci yılında Ruhat Mengi nam hanım yazarımız 5. Afife Tiyatro Ödülleri ile ilgili olarak, ödüllerin hep aynı adlar etrafında kümelendiğini, dahası jüri üyelerinin torpil yaptığını yazıverdi (Sabah–20 Nisan 2001). Sen misin yazan! Aynı yılın aynı ayının 25. günü sevgili Hıncal Uluç da Mengi’ye destek vermez mi! Vallahi verdi. O da: “Afife Ödüllerini üç beş kişiden oluşan bir klan veriyor,” dedi. Seçici kurul üyelerinin aile şirketi gibi aralarında toplanıp, eşe dosta ulufe dağıttıklarını söyledi.

Ruhat Mengi’ye ve Hıncal Uluç’a o yıl seçici kurulda görevli olan bizler, yani Seçkin Selvi, Dikmen Gürün, Füsun Akatlı ve ben yanıt verdik. Dışarıdan da (üzerine ışıklar yağsın) Memet Baydur omuz verdi. Dionysos tapınaklarından koparak, Shakespeare’in saraylarında krallığını sürdüren, giderek Ionesco’nun sandalyeleri üzerine yerleşen, yıllar yılı, çağlar çağı haşarı bir çocuk kimliğiyle kabına sığamayan, çeşitli kuşakların önünden çeşitli kavramlar ve anlayışların ürünü olarak geçen tiyatro sanatı üzerine böylesine kolay ahkâm kesilmesine; o güne değin ödüllendirilen Yıldız Kenter’den Müşfik Kenter’e, Memet Baydur’dan Şükran Güngör’e, Nedret Güvenç’ten Prof. Dr. Sevda Şener’e, Metin Serezli’den Selim Naşit Özcan’a, Melih Kibar’dan Yılmaz Erdoğan’a, Yücel Erten’den Haluk Bilginer’e, Zuhal Olcay’dan Tilbe Saran’a, Başar Sabuncu’ya, Duygu Sağıroğlu’a, Suna Pekuysal’a pek çok tiyatrocunun bilgisizce, bilinçsizce harcanmasına; ödüllerle ilgili bilgi edinilmeden (ışıklar içinde yatsın) Tunç Yalman, Prof. Dr. Sevda Şener, Prof. Dr. Ayşegül Yüksel, Can Kıraç, Prof. Dr. Şara Sayın, Ahmet Cemal, Prof. Dr. Nazan Aksoy, Hale Kuntay, Doç. Suat Özturna, Prof. Dr. Dikmen Gürün, Dr. Füsun Akatlı, Seçkin Selvi, Demet Taner, Engin Uludağ ve benim adımın bulunduğu seçici kurul üyelerinin kişiliklerinin karalanmasına o günlerde ne kadar üzüldüğümü, hatta senin de benimle birlikte pek üzüldüğünü şimdi dün gibi anımsıyorum.

Sonrasında ben seçici kuruldan ayrıldım, Yapı Kredi Sigorta’nın o dönem genel müdürü Erhan Dumanlı, Mengü ve Uluç’un etkisinde kalmış olacak ki, ödül yönetmenliğini değiştirdi, seçici kurula ek olarak tam on sekiz kişilik bir oylama kurulu “ihdas” etti. Oldu mu sana tam 25 kişilik seçici kurul? Oldu!

O günden taaa bu güne, köprülerin altından elbette çoook, ama pek çok sular geçti Özdemir Abicim çoook sular geçti… Neyse! Ödül törenine giderken 2008 adaylarının kimilerinin saptanışından tedirgindim. “Mansiyon” skandalından söz etmiyorum, az sonra değineceğim. Siyah takım elbisemi çekip, tören “mahalline” vardım. Tiyatro perdesinin drapeleri arasından sızan ve tiyatronun söndürülemez ışığını sembolize eden; titizliğin, zevkin, estetiğin somut örneği Osman Şengezer imzalı yenilenmiş sahne dekorunu hayran hayran izledikten sonra oturacak bir koltuk kaptım ve programın başlamasını beklerken Seçici Kurul ve Oylama Kurulu üyelerini incelemeye başladım. Çoğunu tanımıyordum. Felsefe doktoru mu istersin, emekli yüksek mühendis mi, endüstri mühendisi mi, yönetici mi, emekli banka genel müdürü mü, yüksek makine mühendisi mi, her meslekten adlar vardı. Aralarında, “tiyatro… tiyatro”da da yazılarını okuduğunu sandığım (beğenirsin ya da beğenmezsin o senin bileceğin iş) bir tiyatro eleştirmenine rastladım, ona yakın da tiyatro hocasına, emekçisine falan… Tiyatroculara “iane” ödül dağıtan Lions seçici kurulundan ne farkı vardı bu jürinin, anlamadım. Haa bir de Özdemir Ağabeycim son üç yıldır bizim derginin Yayın Yönetmeni Demirkanlı töreni izlemiyor, izlemeyince de ne gördü, ne düşünüyor öğrenemiyorum, sana zahmet gördüğünde bir soruversene, neden izlemiyormuş?

Ayşegül Sarıca-Ayla Erduran ikilisinin resitali başladı. Claude Debussy’nin: “Gül renkli pudra şekerine bulanmış bonbon tadında,” tümcesiyle betimlediği Grieg Sonat izleyiciye acaba ağır mı geldi düşündüm, düşünmesine de: “Sarıca-Erduran gibi iki uluslararası virtüözün repertuvarına karışmak senin ne haddine,” diye kendimi tokatladım! Korhan Abay, hiç abartmadan köpürtmeden programı sunmaya başladı. Unutmadan deyivereyim, aradaki Ayça Varlıer-Onur Turan müzikaller gezintisi de pek keyifliydi. Hele bir de seyirci bizim müzikallerle gezdirilebilseydi…

Program kitapçığında adaylar yer almıyordu, ama Allah’tan listeyi gazeteden kesip yanıma almıştım. Kazananlar belli oldukça, önceden tahmin ettiğim gibi, beni tedirgin eden komik kararlara da tanık olmaya başladık Özdemir Abi. İki kişilik “Bana Bir Picasso Gerek”in iki oyuncusundan biri “Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu”, diğeri “Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu” ödüllerini aldı, ama oyunun yönetmeni ödüle değer görülmedi. Ne Ayça Bingöl’ün, ne Sezai Altekin’in, ne de Mehmet Ergen’in ödülüne toz kondurmam, ama bu iki oyuncu kendi başlarına mı oynadı be Özdemir Abi. Anlaşıldı ki, Afife Seçici Kurulu’ndaki: “O çok ödül aldı, bu yıl da almayıversin” ya da: “… Bak o oyuna iki ödül gitti, bir ödülden de başkası nasiplensin” anlayışı silinememiş. Sonracığıma, “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu”na Enis Arıkan, Rıza Kocaoğlu, Tuğrul Tülek “Kürklü Merkür”deki başarılarıyla adaydı. Çok merak ediyordum, birinciyi nasıl seçecekler diye. Ayrılamazlardı ki! Ayırmışlar, Serkan Altunorak, Engin Atlan Düzyatan, Veda Yurtsever İpek, Cemil Büyükdeğerli, Cem Özeren arasından üçünü cımbızla seçip ayıranlar, üçünün arasından da Rıza Kocaoğlu’nu sanırım “o piti, piti” usulüyle ödüle değer görmüşler. Rıza Kocaoğlu aldı ödülünü. Helali hoş olsun.

Bu arada, “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu”nda aynı oyunda sahneyi paylaşanlardan Nurseli İdiz ile Songül Öden aday gösterilmişti. “Neriman” ve “İnci” karakterleri yardımcı rol sayılırsa, “Kadıncıklar”ın ana karakteri ya da karakterleri kimdi merak içindeyim Özdemir Abi, yarın üşenmeyip Tuncer’e (Cücenoğlu) telefon edip soracağım, sonucu sana da telefonla bildiririm. “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Kadın Oyuncusu” ödülü
“Bir Şehnaz Oyun”da Şehnaz karakterine can veren Simay Küçük Tuna’ya verilince, sağımda solumda soracak kimse olmadığından olsa gerek dayanamadım, içimden: “Allah rızası için o oyunda başrolü kim oynadı,” diye bağırmak geçti, vallahi kendimi zor zaptettim.

Bir de, ilk kez 1980 yılında sahnelenen “Hisseli Harikalar Kumpanyası”nın “Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Kadın Oyuncusu” dalında iki aday çıkarması, “Yılın En Başarılı Giysi Tasarımcısı” dalında da aday olmasına şaşırdım. “Reprise” oyunlar da ödüle aday olabiliyorsa, Metin Belgin’in “Kontrabas”ını neden hiçbir üye izlemedi be Özdemir Abi, ne güzel oyundu ve de bilemezsin ne de güzel oynandı.

“Afife Tiyatro Ödülleri-2008”de skandal “mertebesini teşkil eden” olaysa Genco Erkal’a uygun görülen “Mansiyon” ödülüydü ki, durum insanı gülerken ağlatacak nitelikteydi. “Sivas 93” oyunu ile “Mansiyon”a değer görülen Dostlar Tiyatrosu, yaptığı açıklama ile ödülü reddetmiş, müzik kategorisinde aday olan Fazıl Say ise adaylıktan çekildiğini açıklamıştı. Törende, Dostlar Tiyatrosu’nun açıklaması belirtilmedi, “Mansiyon” kategorisi sessiz sedasız geçildi. Adaylıktan çekilen Fazıl Say’ın da durumu açıklanmadı, adaylar arasında gösterildi. Haldun (Dormen) Ağabey: “Hak veriyorum. Mansiyon, Genco Erkal ve tiyatrosu için hafif kalan bir laftı. Gözümüzden kaçtı, bizim yanlışımız. Ancak bir tek şeye itiraz ediyorum; bana bunu törenin yapıldığı gün bildirmeyeceklerdi. Çünkü her şey karmakarışık oldu. Hem haklılar hem haksızlar bu açıdan,” dedi. Yanlışı kabul etmek hiç kuşkum yok erdemli bir davranıştı, ama sanırım Genco Erkal da haklı olarak bizlerden, yani eli kalem tutanlardan bir ses, bir nefes çıksın diye beklemişti. Baktı ki bizlerin üstüne ölü toprağı serpilmiş, açıklamasını son dakikaya serdi.

Özdemir Abi, nedir mansiyon? Sözlükler: “Bir yarışmada konulan ödüle yeterli nitelikte görülmemekle birlikte, anılmaya değer bulunan yapıt” olarak tanımlıyor mansiyonu. Üç ay içinde yetmiş dört kez oynanarak kırk bine yakın izleyiciye ulaşmış “Sivas 93”ü mansiyona değer görmek, toplam yirmi beş kişilik kurul üyelerinin tamamının (Zeynep Oral’ın ağzından diyeyim) düşüncesizliğiydi, bilgisizliğiydi, gafilliğiydi. Türk tiyatrosunun duayenlerinden Nedret Güvenç’in: “Sivas 93’ü tiyatro oyunu olarak nitelendiremedik, belgesel filmlere dayanan bir anlatıydı,” demesine de ayrıca üzüldüm. Belgesel sinema var da, belgesel tiyatro mu yok allasen! Siyasal belgenin metin ve sahneleme olarak bütünüyle ve yalnız başına bir temel oluşturduğu oyun yok mu dünya tiyatrosunda? Bunu Nedret Hanım bilmez mi? Hele tören sonrası fuayede, bir saygın ağabeyimin: “Genco en büyük ödülün, Muhsin Ertuğrul Ödülü’nün sahibidir. Daha ne ödülü bekliyor ki,” dediğini duyunca vallahi yerin dibine battım, halen de yerin dibinden çıkmış sayılmam.

Ben de Genco Erkal’ın protestosuna ayak uydurarak “Yılın En Başarılı Sahne Müziği” kategorisindeki adaylıktan çekilen Fazıl Say’ın yanındayım. Durumu açıklamış olmalarına karşın törende hâlâ yarışmacı gibi adının anılmasını “saygısızlık”, “taşralılık”, “art niyetlilik”, “köylülük” olarak yorumlayan Fazıl Say ile aynı kulvar üstünde düşünüyorum. Zeynep Oral’ın sesine ses katıyor “ayıptır” diyorum. Ben de aynen Sevgili Oral gibi (Cumhuriyet, 25 Nisan 2008) “başka şeyler dememek için sadece ‘ayıp’” diyorum”. Üstüne üstlük Fazıl’da açıldı, bu oyun için müzik yapmamış ki, sadece eski eserlerinden bölümler alınarak oyunda kullanılmış, bu da tuhaf değil mi sence de?

Haaa, az kaldı unutuyordum Özdemir Abi, bir de “Yılın En Başarılı Sahne Müziği” komedyası var. Cem İdiz’in, yirmi dört yıl önce yazdığı ve o zaman ödüllendirilmiş “Bir Şehnaz Oyun”un müziği bunca yıl sonra yeniden ödül sahibi oldu. Ben inanamadım, ama sen inan bana. 2007–2008 sezonunda seçici kurul ödüle değer sahne müziği bulamadı mı yahu? Bu kurul, Yücel Erten’in “Savaş İkinci Perdede Çıkacak”ını izlemedi mi? İzlediyse, Çiğdem Erken’in “Savaş İkinci Perdede Çıkacak”ta müzikal motiflerle yayılan müthiş bir atmosfer yarattığını; laytmotife dönüşen, izleyicinin durum saptaması yapmasına, soluklanmasına olanak veren özgün bestelerini dinlemedi mi? Kimi yerlerde, eylemi tersinlemeli yorumlayan Brechtisyen şarkı anlayışına, kimi yerlerdeki akorlara dayalı armoni yerine zaman beraberliğinden yararlanarak ezgileri üst üste getirdiğine dikkat etmedi mi? Çiğdem Erken’in birkaç notayla eylemin yerini belirtmesiyle, atmosferi akustik bir dekora dönüştürüşündeki mükemmeliyetle kendinden geçmedi mi?

Demek ki geçmedi.

Bu yılki Afife Ödülleri üzüntü verdi be Özdemir Abicim, hüzün verdi.

“Gidişat” konusundaki umutlara bulut indirdi.

Üstün Akmen
Evrensel Gazetesi

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here