Ordu’daki Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nden izlenimler (Üstün Akmen)

Karadeniz Bölgesi’nin üçüncü büyük kenti Ordu’da düzenlenen “4. Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali”nden döner dönmez, daha ayağımın tozuyla izlenimlerimi yazmaya oturdum. Oturmadan önce, işin neresinden başlasam diye bir süre kıvrandım. Görmeyeli beri, Atatürk’ün Ordu’yu ziyaretinde karaya ayak bastığı alanın çevre düzenlemesi, Seyit Torun başkanlığındaki Ordu Belediyesi’nce projelendirilerek yaşama kavuşturulmuştu. Kurtuluş Savaşı sırasında üstlendiği rol ile önemli bir geçmişi olan “Rusumat No. 4” gemisinin heykelinin de yer aldığı “İlk Adım Anıtı” ve çevre düzenlemesi tamamlanmıştı. Bülbül Deresi, gene Başkan Seyit Torun’un girişimleri sonucu ışıklı fıskiyeleriyle kente başka bir renk getirmişti. “Balık Tutan Adam”, “Fındıkçı Kadın”, “Bülbül”, “Bebekli Kadın” heykelleri kente sanatsal boyut kazandırmıştı. Avrupa Birliği fonlarından yararlanılarak deniz kirliliğini önlemek amacıyla yürütülen 1300 metrelik “Ordu Atıksu Arıtma Tesisi” projesinin bininci metresine gelinmişti.

Haydi bunları geçelim. Gel gelelim, Ordu Belediye Başkanı Seyit Torun, bir yandan Ordu iline güzellikler katarken, diğer yandan; “Ordu, Türkiye’nin kültür ve sanat başkenti olacak” sloganını “şiar” edinmiş bir başkan. Özer Karadağ derseniz, Seyit Torun’un dava arkadaşı, kültür-sanat tutkunu başkan yardımcısı. Mehmet Kefeli ise ilin hem Kültür ve Sosyal İşler Müdürü, hem de önümüzdeki yıl kırk beşinci yaşını kutlayacak Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu’nun (OBKT) müdürü. Üçlü, şu günlerde hem “Gençlik ve Çocuk Tiyatroları Festivali” ile çocukları tiyatro ile dördüncü kez tanıştırmanın, tiyatro ile buluşturmanın haklı gururunu; hem de ülkeler arası barışı, dostluğu, kardeşliği pekiştirmenin keyfini yaşıyor.

Süregelen 16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali ve 36. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nin açılış konserinde Benyamin Sönmez’i dinleme isteğim nedeniyle, ne yazık ki festivalin son iki gününe yetişebildim. Dolayısıyla, Samsun’dan gelen ve Tan Sağtürk Bale Okulları ile birleşerek daha güçlü hale gelen TAB Sanat’ın gösterisini ve Devlet Opera ve Balesi yapımı “Karagöz ve Hacivat ile Cumhuriyete Yolculuk” başlıklı ilk yerli çocuk operasını izleyemedim. İzleyemedim, ama eserin librettosunu yazan ve yöneten Gülce Çelik Erdoğan ile tanıştım ve bir akşam yemeği boyunca söyleştim. İstanbul’un ART Tiyatrosu yapımı “Arkadaş”ı da izleyemedim, konusu ile ilgili ancak festival kitapçığından bilgi edindim. Gene İstanbul’dan festivale katılan Akbank Çocuk Tiyatrosu’nun Tacettin Diker yönetiminde hazırladığı “Rüya” da kaçırdığım için üzüldüklerim arasındaki yerini aldı.

Portekiz’in A Menina Dos Meus Olhos” tiyatrosunun “Megagigafruitibytejackpote!” başlıklı oyununu (oyunun başlığı uzak bir galaksinin adıymış) da kaçırmıştım. Keza, İstanbul’un Eti Çocuk Tiyatrosu’nun “Alice Harikalar Diyarında”sını da seyredemedim. OBKT Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Hakan Altan, İtalyanların Silenco Tiyatrosu’nun Luigi Pezzotti yönetiminde oynadığı “Barok Öneriler”ini öve öve bitiremeyince, doğrusu üzüntüm daha bir kabardı. Oyuncular Barok kostümleriyle Sırrı Paşa Caddesi’nde ve İsmet Paşa Caddesi’nde Barok sanatın duygularını izleyenlerine yaşatmışlar. 17. yüzyılın atmosferi Ordu caddelerine sinmiş. Oyuncular izleyenlerin ellerinden tutup, onları bambaşka bir zamana sürüklemiş.
Ukrayna’nın Polova Bölgesi Kukla Tiyatrosu “Lyal’ok” ise Polonyalı ünlü yazar Yanushevskaya ve Vilkovski’nin yazdıkları “Kaplan Petrik” masalından esinlenerek ve geleneksel tiyatro yöntemlerinden olabildiğince kaçınarak bir oyun sahnelemişler. Ordu Belediyesi Başkan Yardımcısı Özer Karadağ, oyundaki ayinsel Afrika masklarının, kuklaların, dansların, beden dilinin ve Afrika halk müziğinin çocukları çok etkilediğini anlattı. Konya Devlet Tiyatrosu ise Güngör Dilmen’in ünlü eseri “Midas’ın Kulakları” ile katılmış festivale. Konya Devlet Tiyatrosu’nun seçimini, Özer Karadağ ile küçük yaştaki izleyicilere eski Anadolu uygarlıklarının anımsatılması ve uygarlıklar beşiği Anadolu’da olan ve gözden kaçan kültürel birikimin altının çizilmesi açısından değerlendirdik ve Konya Devlet Tiyatrosu Müdürü Tomris Çetinel’e “gıyabi” sevgilerimizi gönderdik.

OBKT oyuncularından Osman Çakmak küçük izleyicilerin, hatta ebeveynlerin Atila Oğultekin’in yönettiği Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) yapımı “Ast-Eriks ve Oburiks Kurnazlar Ormanında” başlıklı oyunda gülmeye doyduklarını söyledi. Doğruluk derecesini bilemem, Sevgili Çakmak’ın yalancısıyım. Rusya’nın Kalmik Gençlik Tiyatrosu yapımı “Beyaz Ay Masalı” da pek tutmuş. Neyse ki, Sırbistan’ın Pozoriste Mladih yapımı “Kumul ve Bulut”unu seyretme olanağını yakaladım. Yönetmen Zoran Deric, küçük bir bulutun büyük fırtına bulutu olma özentisini, bu amaçla bir gün yola çıkışını, çölde kayboluşunu, çölde küçük bir kumulla (kum tepesi) tanışışını renkli bir dille anlatmıştı; pek sevdim. Çankaya Belediyesi Şehir Tiyatrosu ise Astrid Lindgren’in ünlü “Pipi Uzunçorap”ını Ebru Üstüntaş’ın çevirisi ve oyunlaştırmasıyla oynadı. Kadro içinde özellikle Simgem Tokmak, ilgi odağımdaki yerini aldı.

Hollanda’nın De Stilte Tiyatrosu’nun “Oyuncu Kuşlar”ındaki üç dans sanatçısına hayran kaldım. Yönetmen Jack Timmersmans, oyuncuların oyun alanlarını mükemmel belirlemiş ve oyuna lezzet katan çeşitli simgesel ögeler kullanmıştı. Oyundan sonra eser üstüne biraz söyleştik, bir de anı fotoğrafı çektirdik. Festivalin kapanışınıysa TRT Trabzon Çocuk Korosu yaptı. Sekiz yaşından gün almış otuz çocuktan oluşan koro, şefleri Müzeyyen Gökdemir yönetiminde fevkalade başarılı bir konser verdi.

Festival sırasında Yazar-Yönetmen Nurkut İlhan ile Çankaya Belediye Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Gülçin Üstüntaş ile Ordu Sanatseverler Vakfı (ORSEV) Başkanı Sevinç Özer ile TRT Trabzon Temsilcisi Mustafa İlker ile AST’tan Şenol Önder ile Ankara Devlet Tiyatrosu’nun değerli oyuncusu Yavuz Sepetçi ile özlem giderdik. Akşam, festivale büyük katkı sağlayan TOBAV Genel Başkanı değerli sanatçı dost Tamer Levent’i anarak Seyit Torun ve Özer Karadağ ile Plaj Mevkii’ndeki muhteşem restoran “Gardenya”da yemek yedik. Lokalin sahibi Dr. Kemal Bulut ile İşletme Müdürü Ziya Liman da bir ara sohbete dahil oldu. Bahçede Ordu ili florasında önemli yeri olan orkideler, unutmabeniler, emzik otları, menekşeler… Yemekte festivali değerlendirdik. Dünyada barış sağlanacak, barış içinde geçecek günleri bizler göremesek bile çocuklarımız görecekti. Ordu Belediyesi, sosyal ve kültürel görevini bir kez daha yerine getirmişti. Gelecek yıl, festivalin beşincisinde buluşmak “umuduyla” Ordu’dan ayrıldım.

Şimdi, “işin neden umuda kaldı” diye sual ederseniz, gelecek yıl yerel seçim var ya, işte ondan derim. Seyit Torun seçilemezse, Ordu’da kültür ve sanatın sürdürüleceğinden, Ordu’nun kültürün ve sanatın başkenti olacağından umudunuzu kesinlikle kesin. Ondandır diyorum ki: “Eyyy Ordulular, siz siz olun, sakın oyuna gelmeyin; günü geldiğinde gidin oyunuzu sanattan, kültürden, aydınlıktan, emekten, emekçiden yana olan Seyit Torun’a verin!” Vermezseniz, bu dünyada belki olmaz, ama öbür(!) dünyada iki elim yakanızda olacaktır, bunu da bilin.

Üstün Akmen
Evrensel Gazetesi

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here