MEHMET ERGEN İLE YAZARLIK YÖNETMENLİK VE OYUNCULUK ÜZERİNE… ! (Savaş Aykılıç)

Bahçelievler Belediyesi’nin bu yıl 10-20 Mayıs arasında gerçekleşen Tiyatro Festivalinin son gününde son konuk Mehmet Ergen idi. Aynı saatlerde AKM Büyük Salon’da oynanan “Bir Şehnaz Oyun” oyununda Sahne Amiri olarak görevli olduğum için Mehmet Ergen’in söyleşi ve atölye çalışmasına katılamamıştım. Neyse ki bu etkinliğin CD’si elime ulaştı da ben de araya giren babamın bypass ameliyatından hemen sonra bu aşağıdaki özeti sizlere aktarma olanağı bulabildim.

Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki Mehmet Ergen Türk Tiyatrosu için büyük bir kazanç. Çağdaş Dünya Tiyatrosunu bilen , takip eden bu çapta çok az sanatçımız var. Türk Tiyatrosunun sorunlarını hem içeriden hem de dışardan biri olarak sanırım hepimizden daha iyi görüyor. Bu sorunlara getirdiği teşhisler , analizler ve çözüm önerileri oldukça ilginç. Ayrıca o , çok üreten , çok oyun sahneye koyan bir pratisyen. Tiyatromuzun içinde bulunduğu kaotik ortamın bir düzene ulaştırılması konusundaki uzman yaklaşımıyla da onu bir teorisyen olarak da selamlamamız gerektiğine inanıyorum. Kendisi şu ana kadar yaptıklarının yanı sıra çok daha fazlasını tiyatro dünyamıza kazandıracak gibi görünüyor.

Bu sezon ülkemizde yedi oyun sahnelemiş , Aksanat Tiyatronun Sanat Yönetmenliğini yapan , Oyunyaz .com sitesinde duyurulan ülkemizde oyun yazım atölyelerinin kurucusu ve yöneticisi olan ve şu günlerde Taksim Talimhane’de kendi avangart tiyatrosunu açmak için harıl harıl çalışan Mehmet Ergen’in belli ki tiyatromuz için söyleyecek çok sözü var.

Not : Başlıklar tamamen bana aittir ve Mehmet Ergen’in düşünceleri daha çok benim anladığım kadarıyla ve benim sözcüklerimle ve belli bir birlik ve bütünlük sağlamak amacıyla ve yeni bir kurguyla dile getirilmiştir.

“GÖZLEMLERİM” :

Yirmi yıldır yurtdışında,İngiltere’de yaşayan ve son beş yıldır da Türkiye’ye gelip giden biri olarak , oradan buraya bakan biri olarak bazı gözlemlerim var :

TÜRKİYEDE VE İSTANBUL’DA İKİ AYRI TİYATRO DÜNYASI VAR !
1.) İstanbul ve Taksim merkezli bir tiyatro dünyası var. Kurumsal (Şehir ve Devlet Tiyatroları) ve özel tiyatroları ve profesyonel oyuncularıyla,Afife ve benzeri ödül mekanizmalarıyla,kalantor eleştirmenleriyle,sahne olanaklarının çokluğu ve imkanlarının genişliğiyle ve bunların gazete ve ekranlarda görece çokça yer almasıyla kendisini gösteren bir tiyatro dünyası bu. Bir de bu merkezi çevreleyen ikinci bir tiyatro dünyası daha var. Bu ikinci tiyatro dünyası da merkez Taksim’i ve İstanbul’un çevresindeki özel , belediye ve alternatif ve yarı amatör yarı profesyonel tiyatroları ile diğer anadoludaki tiyatrolar ve amatör ve üniversite tiyatroları ve diğerleri. Bu iki tiyatro dünyası arasındaki ilişkiler de ilginç. Birinci Taksim merkezli tiyatro dünyasının içindeki bazıları , ikinci tiyatro dünyasını dışlarken bazı ikinci tiyatro dünyası içindekilerse kendi kendilerini dışlayabiliyor !

TÜRKİYE YABANCI OYUN CENNETİ !
2.) Repertuvar politikası açısından dünyada Türkiyeden başka yerli oyunlarına yabancı oyunlardan daha az yer veren ikinci bir ülke yok ! İngiltere’de,Fransa’da,Amerika’da oynanan oyunların yüzde yetmişi,sekseni ve doksanı o ülkenin yerli oyunlarından oluşurken ülkemizde oynanan yabancı oyun sayısı neredeyse bu düzeylerde !

TİYATROMUZ SEYİRCİSİNDEN KOPUK !
3.) Bunun nedeni de tiyatromuzun seyirciden,halktan,çağından kopuk olması olabilir. Türkiye’de en çok izlenen CD’lerin yüzde doksanı yerli. Radyodan dinlediğimiz müziklerimiz , televizyondan izlediğimiz dizilerimiz ve diğer yapımların yüzde doksanı yerli. Ama tiyatroya gelince iş değişiyor,burada bir sakatlık , bir kopukluk var.

HALA “ESKİ TİYATRO” YAPIYORUZ !
4.) Bu kopukluğun nedeni son yirmi yılda tiyatromuzun kendini yenileyememesi ve sürekli kendini tekrar etmesi ile kötü çeviriler ve günümüzde tiyatronun eski oyunlarla eski oyuncularla ve eski tiyatro diliyle yapılması olabilir. Bugün hala altmışlı yılların o zengin oyun geleneği ve repertuvarı ile aslında cepten yiyoruz. Kötü çeviriler yüzünde hala sahnelerimizde insanlar birbirine “bayım” diye seslenebiliyor !

TİYATROMUZ ÇAĞININ GERİSİNDEDİR !
5.) Hani klişe bir söz vardır ya : “Tiyatro sanatı,insanı insana insanla anlatır !” diye. Hangi insanı anlatıyor tiyatromuz günümüzde ? Kontürcü , türban , AB kriterleri , tecavüz işlendi mi ? Yaşam rayı başka bir yöne gidiyor tiyatro trenimiz başka bir yöne !

HERŞEY YERLİ ,TİYATROMUZ İSE YABANCI !
6.) İnsanlarımız görece daha zenginleşti,alış veriş merkezlerine,çarşılarına gidebiliyor,Toyota taksitlerine gidebiliyor yerli müzik dinliyor,yerli sinemaya gidiyor,yerli roman okuyor ama yerli oyunlara gitmiyor ! Böyle bir özgüvensizlik yada batı hayranlığı var !

TİYATRODA SEYİRCİ KENDİNİ GÖRMEK İSTER !
7.) Tiyatromuzun bu gerilemesinde seyircinin bir suçu yok. Çünkü biz onu ıskalarsak o da bizi ıskalar ! Bu konuda suç ve sorumluluk bizimdir ! Seyirci sahnede kendisini görmek ister ! Eğer tiyatro sahnesi evimizin tiyatro salonunda yaşanıyormuş gibi canlı kanlı,ete kemiğe bürünmüş ve gerçek olmazsa ve ben bu gerçekle yüzleşmiyor, korkmuyor ve hesaplaşmıyorsam niye gideyim tiyatroya ?

TİYATRO BİZİM HİKAYELERİMİZİ ANLATMALI !
8.) Tiyatroda en önemli şey bir hikaye anlatmaktır. Trabzon Devlet Tiyatrosu örneğin son yüzyıla kadar Pontus-Rum İmparatorluğunun başkenti iken bugün Hrant Dink’in katillerini çıkartan bir yer olmasının hikayesini işleyen oyunlar yerine eski oyunları oynamakla yetinirse ; seyircisi de mevcud oyunlarla yetinir !

TİYATRODA HALA ALTMIŞLI YILLARIN MİRASINI YİYORUZ !
9.) AAdana , Çukurova geleneğini ıskalarsa ; kısaca her yöre kendi gerçeğini kendi hikayesini kendi insanını kendi proplemlerini sahnede görmek ister. Yetmişli yıllarda insanlar , seyirciler sahneye saldırıyordu,yani o denli tartışmalı,hareketli ve hararetli bir tiyatro ortamı vardı. Sokaklardaki hayattaki gerçek sahneye taşınıyor,sahnede tartışılıyordu.

YERLİ YAZAR OYNAYAN KUMPANYALAR BAŞARILI OLUYOR !
10.) Oysa günümüzde üzerimize bir ölü toprağı serpilmiş gibi. Bu saydığımız güncel konuların skeçleri,paradileri bile yapılsa,Devekuşu Kabere benzeri müzikalleri bile yapılsa büyük iş yapar. Taksim -Beyoğlu gibi ana halterde yer alan ve yerli oyun yapan bir tek Sadri Alışık Tiyatrosu var. Tuncer Cücenoğlu’nun “Kadıncıklar”ı oynuyor ve kapalı gişe oynuyor. Geçen sezon da “Ağır Roman” yaptılar, o da öyleydi.

TİYATRODA “BANA GÖRE”YE VE ÖZNELLİĞİNE YER YOKTUR !
11.) Ne yazık ki sanatçılarımız-ne demekse- bir takım fantezilerle , “filan oyun şu sahneye çok yakışır” gibi tamamen “bana göre” anlayışı ile bölgelerdeki kamu tiyatrolarında oyun koymaya kalkıyorlar ve o bölge insanını es geçebiliyorlar.

OYUNCU SUYA , YAZAR İSE – BİR ANLAMDA-,KAYAYA YAZAR !
12.) Diyorlar ki Muammer Karaca çok büyük bir oyuncu idi. Olabilir. Ama geriye kalan ne var ? Türk Tiyatrosuna katkısı ne ? Oyuncu olarak suya yazı yazıyoruz. Yazarlar ise taşa , kağıda yazıyor ! O eser asıl kalıcı. Asıl olan Yerli Yazar. Yerli yazarlarımızı çoğaltamazsak bir Türk Tiyatrosundan da söz edemeyiz.

KURUMSAL AÇIDAN ÖDENEKLİ TİYATROMUZ VE BATI TİYATROSU KARŞILAŞTIRILMASI :

1.) ÖDENEKLİ TİYATROLARIMIZDA YÖNETİM,KADRO,VERİMLİLİK, İŞLETME, DENETİM VE REPERTUVAR KRONİK SORUNLARI VARDIR !
Ödenekli Tiyatrolar açısından çok şanslı bir durumdayız. Sovyet modeli denilen devlet destekli kurumsal tiyatro modeli Rusya ve Balkan ülkeleri haricinde dünyada kalmadı artık. Ne ki bu ödenekli tiyatroların ciddi bir yönetim , kadro , verimlilik , işletme , denetim ve repertuvar sorunları var.

2.) SİSTEMDEKİ TIKANIKLIK YENİ BİR DİZAYNLA AÇILMALIDIR !
Örnek vermek gerekirse , bu kurumların kadrosuna bir kere girebilen bir kişi bir oyunda yer almasa da on iki ay boyunca maaş alabiliyor. Buna karşın benim veya benim durumumda olan kişilere bu kurumların kadroları kapalı ! Bu Batıda olsa kabul edilebilir bir durum değil. Çünkü o kurumlar kamu kurumları ve bu kamu kurumları sanat ve tiyatro üretimi yapılması için kurulmuşlar.

3.) TÜRKİYEDE İKİ BİN , İNGİLTERE’DE YİRMİ BEŞ BİN KAYITLI OYUNCU VAR !
Karşılaştırma olsun diye söylüyorum , Türkiyede profesyonel oyuncu sayısı iki bin civarını aşmazken İngilterede Aktörler Fedarasyonunna kayıtlı profesyonel yirmi beş bin oyuncu var.

4.) TÜRKİYEDEKİ KURUMSAL TİYATRODAKİ OYUNCULAR AÇLIK SINIRINDA !
Ama şunu da unutmamak ve haksızlık da etmemek gerek ki ; ülkemizde kurumsal tiyatroda devlet anlayışı bakımından hala bir sosyalist ülke yaklaşımı söz konusuyken İngiltere’de bunun tam karşıtı tam bir kapitalist yaklaşım sözkonusu. İngiltere’de o sezon iş bulamayan ve çalışamayan bir profesyonel oyuncu işsizlik sigortası ile ayakta kalabilirken bizim ülkemizde ise kurumsal tiyatrolardan ortalama iki bin ytl alan bir oyuncu ancak açlık sınırında yaşayabiliyor !

5.) OYUNCULUK TÜRKİYEDE SINIFSAL BİR ÜSTÜNLÜK VE AYRICALIK SANILIYOR !
Ödenekli tiyatrolarımızda yeni kadrolar alınamazken mevcud kadrolardan da verimli yararlanıldığını sanmıyorum. Buradaki en önemli sorun yönetim sorunudur. Burada bir parantez açarak yönetim sorununun ve diğer kronik kadro,verimlilik,işletme,denetim ve repertuvar sorunlarının kaynağındaki bir zaafa dikkatinizi çekmek istiyorum. Ödenekli tiyatrolarda sanat yapanlar sanatçılığı sınıfsal bir ayrıcalık ve yükseklik sanıyorlar. Oysa İngilterede böyle bir şey yok. Örnek vermek gerekirse ,ismi lazım değil bir kenteki bir kurumsal tiyatroda bir oyuncu bir aksessuvarını vermediği için yada geç verdiği için provada o teknik görevliyi azarlamaya kalkabiliyor. Hemen müdahale ettim. O da sana böyle davranabilir mi , dedim. Çünkü aynı zihniyet dışarıda da garsona bağırıyor,ötekini aşağılıyor berikini fırçalıyor ! Sınıfsal olarak İngilterede ve Batı’da teknik elemanlarla oyuncular arasında böyle bir sınıfsal farklılık ve tek taraflı ilan edilmiş bir ayrıcalık veya hiyerarşi yok.Herkes eşit ,ama herkes kendi işini yapıyor.

6.) DÜNYADA “TİYATROCULUK” YOK ,”OYUNCU”,”YAZAR”,”YÖNETMEN” VAR !
Ayrıca batıda “Tiyatrocu” diye bir meslek yok ! İngilterede böyle bir kelimenin İngilizce karşılığı yok ! Herkesin bir işi , bir mesleği var : “Oyuncu”,”Yönetmen”,”Yazar” gibi. Sanatçılık diye uydurma bir meslek yok !

7.) SAHNE KADROLU KADROSUZ AYRIMI TANIMAZ !
Ayrıca ödenekli kurumlardaki kadrolu-kadrosuz yapay ayrımı da çok saçma. Oyuncu, bütün dünyada oyuncudur! Eşit haklara sahiptir. Aynı sahnede aynı veya eşit rolleri oynayan oyunculara kadrolu-kadrosuz ayrımı yapmak insan haklarına aykırıdır !İngiltede başıma böyle bir şey geldi ! Bizim ülkemizden yetmişli yılların sonunda İngiltereye gitmiş olanlar bir tiyatro kurmuşlar.Ancak hem yaşları ilerlemiş hem de genç rolleri oynamak ve kimseyi de aralarına sokmak istemiyorlar.Üstelik algıları da yetenekleri de oldukça sınırlı.Yine de algıları ve yetenekli çok üstün olan gençleri buralara almak istemiyorlar. O gençleri çocuk oyunlarına filan gönderiyorlar. Yani böyle bir çağ ötesi gerici bir anlayış var üstelik adı en ilerici olan bir partinin tiyatrosunda !

8.) ÖDENEKLİ TİYATROLAR KAPILARINI BÜTÜN PROFESYONELLERE AÇMALILAR !
Ödenekli tiyatrolar da kimselerin tapulu malı , çiftliği olmamalı. Ödenekli tiyatrolar profesyonel sahne olanakları sağlayan kurumlarsa bu olanakları tüm profesyonellere açmakla yükümlüdürler veya yeni düzenlemelerle yükümlü hale getirilmelidirler.

9.) SANSÜRCÜ OLMAYAN BİR DENETİM KEYFİLİĞİ ÖNLER !
Ödenekli tiyatroların yanlış yönetimine bir örnek de İsmit Şehir Tiyatrolarından vereyim. Yönettiğim bir oyun prömiyer günü , oyun oynanamadan kaldırıldı. Nedenini sordum. Tiyatro müdürünü gösterdiler adres olarak. O şikayet etmiş belediye başkanına dediler. Bunun üzerine belediye başkanına çıktım. Başkan da bana tiyatroya yılda şu kadar milyon ytl ödenek verdiğini ve asla içişlerine karışmadığını söyledi. Doğrudur da . İyi ama o zaman Belediye olarak hiç olmazsa tiyatro sanatından gelmiş ve yetişmiş birini tiyatro müdürü yap değil mi ? Sonuçta devlet de belediyeler de sanat-kültür ve tiyatroya iyi paralar ayırıyorlar ve tabii ki bu yetersizdir ve çoğaltılması gerekir ancak ayrılan bütçelerin de iyi yönetilmesi gerekir.

10.) İŞLETME VE HESAP BİLMEYEN TİYATRO YÖNETEMEZ !
Buradan isterseniz biraz da işletme sorununa gelelim. Bizim yöneticilerimizin ve tiyatro yapan,üreten ve turne yapan insanlarımızın atladığı çok önemli bir alan da işte bu tiyatro işletmeciliği meselesidir. Batıda ve İngilterede tiyatro her şeyden önce maddi ve tarih olarak planlanabilen ve öngörülebilen , sayılarla rakamlarla projelendirilen matematiksel bir olaydır. Bir oyun , kaç kişiyle , hangi tarihte , kimlerle , hangi bütçeyle ve nasıl çıkartılacağı önceden planlanır. Kime ne kadar para verileceği, tüm giderler önceden belirlenir. Buna da tiyatro işletmeciliği denir. Biz de ise her şey gibi bu iş de el yordamıyla gidiyor. İşletme uzmanları tiyatro yapımlarında hak ettikleri yeri alamıyorlar ve bu yüzden pek çok proplem çıkabiliyor.

11.) YENİ BİR SİSTEM VE YENİ KADROLAR GEREKLİ !
Kadro konusuna bir örnek vermek gerekirse ; İstanbul Devlet Tiyatrosuna çağdaş bir oyun önerdim. Oyunda telefon satıcılığı işine giren gençler var. En genç oyuncumuz 38 yaşında,bu oyunu oynayacak oyuncumuz yok dediler ! Bunların çözümü için yeni bir sisteme,yeni bir düzenlemeye,gençleri,genç sanatçıları ve profesyonelleri de içine alacak kapsayıçı yeni bir dizayna ve kadrolaşmaya ihtiyaç var.

12.) 81 İLE VE İLÇELERE YAPILAN KÜLTÜR MERKEZLERİNE PROFESYONEL YÖNETİCİLER GETİRİLMELİ VE EKSİKLERİ GİDERİLMELİ.
Özetle ülkemizdeki ödenekli tiyatrolar bir şans. Ancak bu şansın iyi kullanılması için yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Kurumsal tiyatrolar ile 81 ildeki kültür menkezleri ve tiyatro salonları verimli bir şekilde koordine edilemiyor. Örneğin ülkenin her yerine Sabancı Kültür Merkezleri açılmış. Birinci sınıf salonlar ve kültür merkezleri bunlar. Ancak içlerine girin bakın feci haldeler. İşletilemiyorlar. Devlet ile ,Kültür Bakanlığı ile Kurumsal Tiyatrolar arasında koordinasyon eksikliği var. Ayrıca kurumsal tiyatroların buralara turne yapma istek ve enerjileri var mı onu da bilemiyorum. Buralara tiyatrolar götürülemiyor. Çünkü bakımsız ve teknik altyapı ve teknik eleman sorunları var. Yine 81 ilimizde ve ilçelerimizde iyi kötü Kültür Merkezleri var , yenileri de yapılıyor. Ancak buralarda da aynı sorunlar var. Genel bir yönetim sorunumuz var. Buna bağlı olarak bir de denetim sorunumuz var. İzmit Belediye Başkanı gibi , parayı veriyorum işte , daha ne yapayım , diyemezsiniz. O paranın nereye harcandığını denetlemelisiniz. Bunun için yasalarla oralara,kültür merkezlerine , tiyatro salonlarına bakanlığın yada kurumsal tiyatroların kadrolarından uzman sanat yönönetmenleri,sanat ve tiyatro işletmeciliği bilen profesyonel yöneticiler atamalısınız. İngiltere’de örneğin benim kurduğum ve Genel sanat Yönetmenliğini yaptığım Arkola Theater’ın gelecek iki yılının her bir günü şimdiden doludur ve program bellidir. Anadoludaki sahipsiz Kültür Merkezleri de böyle önceden planlı programlı ve verimli bir şekilde işletilmeli ve çalıştırılmalıdır.

14.) REPERTUVAR VE SEYİRCİ YERLİ YAZARLA ÇOĞALIR !
Batı tiyatrosu demek yazarlar tiyatrosu demektir. Kendi yazarlarımızı çoğaltmalıyız. Onları desteklemeliyiz. Ben kendi adıma Aksanat’da açtığım ve tüm yurda yaygınlaştırdığım oyun yazarlık seminerleri için İngiltereden yazarlar getirtiyorum ve genç yazar adaylarıyla çalışmalar yapıyorum.

15.)İNGİLTERE DRAMATURG İLE ON YIL ÖNCE TANIŞTI !
Dramaturg ve dramaturgi Alman Tiyatrosundan gelir. İngiltere’de son yıllara kadar dramaturg diye bir şey yoktu. Onun yerine tiyatroya yazar kazandıran menejerler vardı. Bu menejerler , tiyatro uzmanları ,kumpanyanın ihtiyaçlarına göre bir oyun bulmak veya ısmarlamak suretiyle böyle bir oyunun yazılmasını sağlayan , kumpanya ile yazar arasındaki ilişkiyi sağlayan bir görevli vardı. Bana göre oyunun dramaturjisi bir gün sürmeli.Bir okuma provası ve sonrasında oyunda kimin hangi lafı hangi bağlantıyla söylediği konusunda yönetmenle oyuncu arasında bir anlaşma yapılması (dramaturji için) yeterlidir. Fazlası gereksizdir.

16.) BİR OYUN BİR AY-DÖRT HAFTADA ÇIKAR !

Bunun için aylarca dramaturji yapmaya gerek yoktur. Profesyonel hayatta buna zaman da para da yetmez ! Ben oyunlarımı dört haftada çıkartırım, Çünkü programımı böyle yaparım. Yorum yapmayı,kuş kondurmayı,ekleme yada çıkarma yapmayı sevmem. Eğer böyle bir düşüncem varsa oyunu yeniden yazdırırım. Örneğin İbsen’in “Bir Healk Düşmanı”nı İngiltere’de günümüz konuşma diliyle yeniden yazdırdım bir yazara. Çünkü İbsen o oyunu yazdığında tiyatroda o dönemin konuşma diliyle oynanıyordu oyun. Ancak zamanla tiyatro dili eskir. O zaman da ya konuyu yeniden yazdırırsınız ya da oyunun dilini bir uzmana güncelletirsiniz.

17.) SADECE OYUNCU CASTLARINDAN OLUŞAN BİR İNTERNET SİTESİNE İHTİYAÇ VAR !

Tiyatro internet sitelerinde işlevsel bilgiden çok gereksiz yere polemiklere,tartışmalara yer veriliyor. Bunun son örneğini Tiyatrom.com’da yaşadık ve site kapandı. Türkiyede herkes her işi yapıyor,uzmanlaşma yok. Halbuki herkes en iyi yaptığı işi yapmalı. Gereksiz tartışma, kırgınlık,kızgınlık ve küskünlüklerle sınırlı enerjimiz de boşuna tükenmemeli. Bana göre sadece oyuncu arayanlara hizmet verecek bir tiyatro internet sitesine ihtiyaç var. İçinde tüm iş arayan profesyonel,amatör veya yarı profesyonel oyuncuların sadece fotoğraf,özgeçmiş ve internet adreslerinin yer alacağı bir internet sitesine çok ihtiyaç var. Çok işlevsel olacağına ve tiyatro dünyamız için ihtiyaç duyduğumuz kan dolaşımına büyük yardımı dokunacağına inanıyorum.

18.) ÖZEL TİYATROLARIN REPERTUVARI GENELLİKLE KÖTÜ SEÇİMLERDEN OLUŞUYOR !
Yüzlerine söylediğim için burada da söylememde birsakınca olmasa gerek ; genellikle özel tiyatrolarda ve özellikle de örneğin Profilodaki oyunlarda repertuvarlar çok kötü oyunlardan seçiliyor. Evet iş yapıyorlar ancak kalite oldukça düşük.

19.) MEHMET ERGEN İMZASI !
Ev ödevimi iyi yaparım. İyi hazırlanırım. Kafamda binden fazla oyun vardır. Bir yere proje vereceğim zaman ya da bir teklif varsa o kumpanyaya uygun en az beş on oyun sayabilmeliyim. Kime , hangi oyunu niçin ve nasıl yaptığınız çok önemli. İşe başlamadan önce bu soruların cevabı verilmiş olmalı. Başoyuncu bir Cordelia-Lear sahnesini yarım saatte kotarmayıp da yarım gün üstüne konuşmak istiyor,dramaturji yapıyor ve günün sonunda hala o sahne çıkmamışsa o oyuncuya by by demek gerekir kanımca. Yoksa oyun çıkmaz. Bu iş yapa yapa öğreniliyor okuya okuya değil ! Türkiye çok tembel. Zaten kimse bir şey yapmayınca İngiltere için az ve vasat bir sayı olan bir sezonda yedi oyun yönetmek Türkiye için ilgi çekici bir şey belki de rekor olabiliyor. Bunların içinde parasız-ücretsiz oynananı da var , piyasanın en pahalı biletine satılan olanı da var. Ben bir profesyonelim , kurumsal tiyatrolara da özel tiyatrolara da iş yapıyorum. Yeter ki bana bir ay süre , bir salon ve oyuncuları versinler.

20.) GENÇLERE TAVSİYELER !
Yirmi yıl önce Türkiye’den gitmeden önce amatör,yarı amatör ve profesyonel işler,oyunculuk yapıyordum. İngiltere’ye gittikten sonra orada sahne amirliği de yaptım , oyuncuk da. Sonra kendi grubumu ve tiyatromu kurdum. Birlikte koltukları tamir ettiğimiz arkadaşım bugün Amerika’nın en ünlü aktörlerinden birisi. Zorluklar oluyor ama aşılıyor . Sonrası çok daha kolaylaşıyor. İngiltere’de sahnelediğim oyunların sayısı yüz yirmiden fazla. Üç kere İngiltere’nin en önemli yönetmenlik ödülünü , Peter Brook ödülünü aldım. (Bu söyleşi yapıldıktan kısa bir süre sonra bu yılki En İyi Yönetmen Afife Ödülü de onun oldu.)

SAVAŞ AYKILIÇ
(19.05.2008)

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here