Leonce ile Lena: Entelektüel Atraksiyon – Festivallik Oyun (Melih Anık)

Tiyatro Oyunevi , 16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Georg Büchner’in Leonce ile Lena isimli oyununu sundu.

Bu oyun üzerine yazılacak eleştirilerin neye yarayacağını merak ediyoruz. Oyunu seyretmeden önce bilgilenmek isteyenler için yeni bir fırsat çıkacağını ummuyoruz. Zira Festival kapsamında sergilenen oyun, önümüzdeki aylarda yurt dışı festivallere(mesela varsa Büchner Vakfı tarafından) davet edilebilir, AB fonlarından desteklenebilir, hatta bazısından “Dünyada böylesi de yapılıyor” diye ödül de alabilir ama Türkiye’deki seyirci ile buluşur mu kuşkuluyuz.

Oyun tiyatro festivali broşüründe şöyle açıklanmış:

“Popo Krallığı’nda nişanlılar beklenmektedir. Düzene girmek istemeyen Prens Leonce yok olmuştur. Devletin zorunlu kıldığı birleşmeyi reddeden nişanlısı Prenses Lena da kaçmıştır. Gençler, rüya ve gerçek arasında; aşk ve ölüm arzusunun karıştığı fantastik, karanlık bir yerde karşılaşırlar. Çağdaş tiyatroyu en çok etkileyen yazarlardan biri olan Georg Büchner’in bu iktidar komedisi, toplumsal rollere bürünerek kendi iradeleri dışında verilen kararlara mahkûm olan genç insanları ele alıyor. Oyun bir aşk komedisi görünümünde olsa da, gülünç maskenin altında genç insanın hüznünü, acısını, çelişkilerini, sıkışmışlığını ve robotlaşmaya, kuklalaşmaya karşı çıkış yolu arayışını ele alır.”

Açıklama yapmanın amacı, bir anlamda seyirciyi neyle karşılaşacağına hazırlamaktadır. İki gösteri için planlanan oyun için ek bir gösteri ilave edilmiş olduğuna göre “Festival seyircisi” de oyunu, bir anlamda peşinen ödüllendirmiş; yani kendisine verilecek olandan oyun öncesi hoşnut ve emin. Ama ya oyun sonunda?

Salon girişinde açılmış anı defterinden bir seyirci notu bu sorunun cevabı niteliğinde : “Oyuncular çok iyiydi de oyunun konusu neydi?”

Oyundan önce, yer gösterici, bir türlü açılmayan önce dış kapı sonra salon kapısı önünde bekletilen seyircilere bakıp kendi kendine söyleniyordu:”Bu ne yahu! Tiyatroya mı girilecek törene mi?”

Seyirci, ilk zil ile salona girmeye izin verilince, Hz.İsa’nın son yemeğine benzer bir tabloyu hatırlatan masa çevresinde gerçek mi manken mi oldukları kuşkulu figürler ; masa üzerine boylu boyunca yatmış sırtı görünen yarı çıplak biri ; tepeden sarkan bir idam kemendi önünde sehpa benzeri kitap yığını üstüne oturmuş yüzü beyaz boyalı bir adam; bir cibinlik içinde canlı olduğu kuşkulu ayakları iki yana açık bir manken kız; yanında sandalye üzerinde bir başka birini görünce değişik bir tören-oyun ile karşı karşıya olduğunu anlıyordu. Felsefi içeriği “dolu-ulvi “(!) ama özellikle oyunun metnini bilenler için yadırgatıcı bir görünüm ile karşı karşıyayız.

Melih Cevdet Anday’ın deneme adı altında üzerine başka görevler yüklenen Shakespeare oyunları yapanlar için söylediğini hatırladık: ” Ama bu amaçla yeni bir oyun yazmazlar da Shakespeare’in oyunu üzerinde değiştirmeler,eklemeler yapmayı yeğlerler”( Bir Defterden-sayfa 56)

Tiyatro Oyunevi, Leonce ile Lena oyununda, mutlaka, üzerinde çok tartışılmış, entelektüel düzeyi yüksek göndermeler yapmış. Hatta daha ne entelektüel ayrıntı bulsam diye zorlamış gibi. Ama günün sonunda, seyirci, “Konu neydi?” diye soruyorsa bu, o seyircinin Tiyatro Oyunevi’nin entelektüel seviyesine erişemediğini mi yoksa Tiyatro Oyunevi’nin “Festivallik” oyun amaçladığını mı gösterir ? Korkarız bir zamanlar Türk sinemasını da sarmalamış “Sanat filmi yapma” gayretleri Türk Tiyatrosunu da etki altına almış. Ve ortaya “Festivallik” oyunlar ortaya çıkmaya başlamış.

Eğer öyle düşünüyorlarsa bile, biz ,tiyatrocularımızı haksız bulmuyoruz. Hiç değilse Tiyatro Festivalini fırsat bilerek içlerinden fışkıran tiyatro heyecanını , gişe kaygısı olmadan, festivalin yarattığı sinerjiyi kullanarak (sınırlı sayıda da olsa) doldurdukları salonlarda , yurt dışından alabilecekleri davetler ve hayalleri ile tatmin etmek istiyor olabilirler. Ama bu tür denemeler , belli bir bütünlüğe ulaşamayınca ve düzeyi aşamayınca , bizim profesyonel tiyatrocularımızın da öğrenme süreci içinde deneme –yanılma yöntemlerini kullandıklarını gösterir..

Bu kişisel-tatmin-denemeleri İKSV üzerinden yapılırken asıl kaygı duyulması gereken, Festivalin uzun süreçte alacağı yoldur.(Festivaller ve seçimleri konusunda iyi bir değerlendirme yapılmasının zamanı gelmiştir.)

Bu değerlendirmeyi İKSV’ye bırakarak, tiyatrocularımızın neden bu kadar karanlık ,neden bu kadar özgünlükten ve içinde yaşanılan toplumdan uzak “entelektüel” denemeler yaptıklarını araştırmamız gerekmez mi? Hem de yerelden yararlanmadan, festivalin uluslararası ama seyircisinin yerel olduğuna ve hergün yığınlarca sorun ve baskı altında olduğunu da dikkate almayarak ; Büchner’in oyununa kaldıramayacağı yükler yükleyerek! M.Cevdet Anday’ın dediği gibi insanın, ” Bu yüklemeleri yapacağınıza kendi oyununuzu yazsanıza!” diyeceği geliyor.

Büchner’in bir tiyatro dehası sayıldığını söylemek istemiyoruz.Ancak Büchner’in kısacık hayatında(24 yıl) tiyatro dünyasına, yıllardır unutulmamış eserler(Danton’un Ölümü, Woyzeck,Leonce ile Lena ) verdiği ve Alman Tiyatrosunun temellerinden biri sayıldığı da bir gerçek.



Büchner, Leonce ile Lena da ustaca bir derleme yapmış. Biraz Shakespeare biraz Clemens Brentano biraz Alfred de Musset…. Naturalizm, “Absurd” Tiyatro ve Ekspresyonizmi hatırlatan öğeler, ilave olarak romantik yazarlardan alınma oyunun komedi atmosferini destekleyen söyleyişler….”Parodivari” diyaloglar.. Romantizmin eleştirisi sayılabilecek gerçek hayat ile ilgisiz söyleyişler.. Varsılların yaşamlarını eleştiren eğlenceli mutlu sonlar, dönemin satirik eleştirisi. Seyirci ile dialog kurmaya yatkın bir metinsel düzenleme. (http://www.litencyc.com/php/sworks.php?rec=true&UID=10377)

Eseri okumaya başladığınızda sempatik, eğlenceli bir metin ile baş başa kalırsınız.Bu, içinde humor olan satirik(müstehzi), muzip ve zeki bir oyundur.

Tiyatro Oyunevi, oyunun metninde yaptığı değişiklikler, eklemeler ile özgün metni yetersiz görmüş ve eklemelerle düzeltmesi gerektiğini düşünmüş olmalı.Yazara bu tepeden bakışı, “yorum” diye algılamak mümkün mü? Kaldı ki tiyatro metnini sahneye getirenin, seyirciye karşı sorumluluğunun sınırı nedir? Eseri sınır tanımadan değiştirebilir mi? Tiyatro sahnesi tiyatrocunun kendi tatminlerinin peşinde koştuğu bir mekan mıdır? Böylelikle seyirciye de tepeden bakılmış olunmaz mı?

Her edebi eserin bir ruhu, bir rengi vardır. Leonce ile Lena’nın boyandığı renk ona hiç yakışmamış. Eğlenceli bir güldürü olan oyun, Tiyatro Oyunevi tarafından “Bir Komedi Kara”ya(?) dönüştürülmüş. “Bir Komedi Kara” yı ise yadırgadığımızı söylemeliyiz. Bu yorumla kara komedinin ilklerinden biri olan Godot’yu Beklerken’in giysisinin Leonce ile Lena’ya giydirilmek istenmesi ortaya tuhaf bir durum çıkarmış. Bunu metinler arasındaki farklara bakarak söylemek mümkündür. Leonce ile Lena ,Karl H.Ruppel’in belirttiği gibi commedia dell’arte türüne daha yakındır,metin de bunu doğrular.

Mesela Kral Peter’in giyinme sahnesi tiyatro dünyası için unutulmayan sahnelerden biridir. Yukarda anlatılan bakış açısı ile bu sahnenin de hakkının verildiğini söyleyemiyoruz.

Tiyatro Oyunevi bu yorumuyla elitist bir tavır içinde. Biçimsel öğeler o kadar ağırlıkta ki sözler değerini kaybediyor.

Bu tür oyunlarda dekor,kostüm ve ışık çalışması , yönetmenden ne kadar ayrı bir değerlendirmeyi hakediyor? Oyunun tümüne bakınca seçilen atmosferin tümüyle yönetmenden çıkmış olabileceğini tahmin etmek zor değil. Teknik kadro kendinden istenileni vermiş.

Oyuncular için ilave bir övgüyü hak edecek performans görmedik. Yönetmen istemiş, onlar ellerinden geleni yapıyorlar. Ama zor bir işi üstlendikleri de gerçek.

Çok da başarılı bulduğumuz tercüme (Adalet Cimcoz) yerine yapılan yeni tercümeyi de yeterli bulmadık. Kaldı ki mevcut bir tercüme varken yapılacak yeni tercümeler özgün sayılamaz. İster istemez birincinin tesir alanı içinde kalır.

Oyun sürerken, yönetmenin dilinden dolayı çoğunluğun anlama zorluğu çektiği anlarda, tepkileri ile sahnede olanları şıp diye anladıklarını ortaya koyarak oyun beğenisi yerine kendi entelektüel düzeylerini(!) açığa vuranlara; oyun sonunda sahne arkasına koşuşturarak sevinçlerini taşıranlara, heyecanları köpürtenlere aldırmadan, bizzat Tiyatro Oyunevi, kendini eleştirerek bir tartışma başlatsa keşke. Böylelikle “Neden Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları her geçen gün daha da tiyatrosuz yaşamaya alışıyor?” sorusunun cevabına daha anlamlı cevaplar ve çözümler bulabiliriz. Hem de festivallerimiz, şenliklerimiz, ödül törenlerimiz, oyuncularımız, “platform”larımız, “çevre”lerimiz çoğalırken?

Melih Anık

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here