İtalyan- Geyikler Lanetler ile Tiyatro Gecesi (Melih Anık)

16.Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Arca Azzurra Teatro’nun sunduğu Geyikler Lanetler, tiyatro seyircisinin büyük iltifatına(!) mazhar oldu. Tiyatronun profesyoneli,amatörü; “Ben ordaydım”cı, “Dostlar beni görsün”cü, İtalyancı, “Ben bu gurubu yerinde seyrettim”ci dahil nerdeyse herkes Atatürk Kültür Merkezi’ndeydi.

Son yeri satın almış biri olarak tiyatronun dolu olacağını biliyorduk ama merdivenlerde de oturanları görünce gecenin önemli bir tiyatro gecesi olduğunu anladık. Mungan tiyatrosunun Türkiye uygulamalarını bilen biri olarak, seyircinin merakının İtalyanlardan kaynaklandığını anlamak çok da zor değildi. Profesyoneller, sınav mümeyyizliğine ; amatörler bir şeyler kapmaya ; tiyatro seyircisi fırsatı kaçırmamaya, geri kalanlar da görücüye çıkmaya gelmişlerdi sanki. Bu kadar çok tiyatro profesyonelini bir arada görmedik desek yeridir. Türkiye’de tiyatroya gitmediğini söyleyenlerin de tiyatroya gittiklerini görmek bizi sevindirdi.

Salona girdiğimizde görülen, sahnenin ortasında sahnenin yarısına kurulmuş bir dekor ve iki yanında ışıklı tercüme panoları idi. Belli ki oyun daha küçük bir sahne için hazırlanmış ve dekor ona göre tasarlanmış, AKM sahnesi için de küçük kalmıştı. Onun için dekoru, perde ile hizalamış, sahnede ortalamışlar, iki yanı ve üstü perdelerle kapatmışlardı. Orkestra çukuru nedeniyle geride kalan sahnede dekor iyice içeriye doğru kaçmıştı. Bu haliyle kukla tiyatrosu sahnesine benziyordu.

Bu durum bizim gibi salonun yanlarında oturanlar için daha çok sorun yaratıyordu.Zira bizler dekorun bizden yana olan duvarını hayal ettik, uzak duvarda ne oluyorsa bunda da o oluyordur dedik;arka duvarın yarısını gördüğümüz için gördüğümüzü hayalimizde bütünledik.Hatta sahnede olan bazı oyuncuları sesleri ile dinledik,bazısını yarı bedenli varlıklar olarak oyunun yorumu diye algıladık. Oyunun tam dekorunu televizyonlarda cephe çekimlerinden gördük.Şimdi hayalimizden resmi tamamlamaya çalışıyoruz.(!)

İKSV’ye yaptıkları fedakarlıklar ,biz tiyatroseverlere dünya tiyatro örneklerini sundukları için elbette minnettarız. Ama hani derler ya “Yaptın bir hayır…”… İşte son bir fedakarlık daha yaparak seçtikleri oyunları bizden önce bir izleseler; izlemişlerse oyuna uygun bir mekan seçseler desek çok şey mi istemiş oluruz? “Bu iş ekonomik,yabancı guruplar çok pahalıya mal oluyor,bilet fiyatları da sınırlı, büyük salonda daha çok bilet satmamız gerekiyor” diyenleri duyuyor gibiyiz. İyi de bizler AKM’de panayır çadırı içinde gibi tiyatro seyretmeye,- pek de ileri gidememiş bir ülkenin yurttaşları olarak- mahkum mu edilmeliyiz ?

Sanırız ki bu festivali organize edenlerin pek çoğu “Avrupa görmüş” insanlar. Avrupa’da kısıtlı görüntülü bilet diye bir kategori var. Hiç değilse seyirciye saygı gösterin; ayıbınızın bedelini seyirciye ödetmeyin ; kısıtlı görüntü alan koltukları tesbit edin ve onları daha ucuz fiyata pazarlayın. Bu da sizin özrünüz olsun. Biz de bu ülkede, bu ayrıntıları bile düşünen, “insana saygılı” yöneticiler var diyelim de hiç değilse içimiz serinlesin.Tiyatro ile uğraşanların doğal olarak böyle insanlar olduğunu düşünenlerdeniz ama ah o ekonomi yok mu !

Tahmin ederiz ki biletler önceden satışa ve bu durum dekor kurulurken son anda ortaya çıktığı için atlanıldı. İyi de sahnenin ve dekorun çizimi ile cetvel de mi yok ?

100 dakika sürecek oyunun henüz 25. Dakikasında, Mustafa ve Övül Avkıran’ın yerlerinden kalkıp seyircilerin önünden geçerek salondan çıktıklarını görünce ilk “Profesyonel sinyali” almış olduk.Murathan Mungan tiyatrosunu çok iyi bildiklerine inandığımız profesyoneller ilk anda sınav mümeyyizliğinden istifa etmişlerdi. Oyunun sonuna kadar kalıp sıkıntıyı uzatmaya gerek; oyunun ortasında salondan çıkmanın da yadırganacak bir tarafı yoktu. Garaj İstanbul’da seyredeceğimiz oyunlarda bu dersi aklımızda tutacağız. .(Arkalarından 20 ye yakın seyirci de bizi terk etti.)

Oyun sonunda karşılaştığımız diğer profesyoneller de kısa ve net “Beğenmedik” diyorlardı. “Profesyonel sinyal” ortak ses veriyordu.

Buna sevindik. Zira bu ülkenin tiyatrocusu böylelikle, Avrupa’dan öğrenecek bir şeyi olmadığını bilmenin onaylamasını yapmıştı dün gece.

Bu düzeyde bir tiyatro bizimkiler tarafından sahnelense, AKM’de yer ; bu kadar da seyirci bulur muydu? Herhalde bunu da biliyor olmanın hüznü onların beyinlerinde bir kıymık olarak kalacaktır.

Öte taraftan karşılaştığı büyük ilgiyi çok da hak etmeyen sahneleme, bazı konularda bize bir takım mesajlar da verebilir. Öğrendiğimiz kadarıyla oyunun uyarlaması, yazarla konuşularak yapılan bir yıllık bir çalışmanın ürünüymüş . Edebiyatımızın ustası Murathan Mungan’ın bile “Benden bir tek şey okuyacaksanız Geyikler Lanetler’i okuyun” dediği eser okundukça büyük tatlar veren ama sahneleme olarak çok zor bir oyun. Türkiye’de aralıksız 3,5 saatlik uygulamaları vardı.

Her şeyden önce seyrettiğimiz sahneleme, seyirciye yönelik. Seyirci anlasın diye yapılmış, yönetmen kendini tatmin etsin diye değil. O kadar karışık, zaman atlamalı ve bol karakterli bir oyunu bu netlikte seyirciye ulaştırmak bir marifettir diye düşünüyoruz;hele de tiyatro gurubuna yabancı bir kültüre aitse. Bir diğer özellik ise gurubun, oyunun ruhunu,rengini aktarmaktaki ustalığı.Gerek giysiler gerekse sahne tasarımındaki yalın ama tutarlı renk ve biçim ; müziğin atmosfer yaratan tınısı; oyuncuların tonlamada seçtikleri sesler ve aralarındaki uyum ; ışığın ve gölgenin kullanılışı; seçilen aksesuvarlar yepyeni buluşlar değil ama yerinde kullanılmış ögeler. Bu, oyunda bütünlüğün sağlanmasına katkıda bulunmuş..Bizde kesip biçmeyi çok seven bazı tiyatrocularımız “budama” görsün isterdim. “Oyun nasıl budanır” için iyi bir ders olurdu. Rolleri birleştirmekteki başarı da ayrıca kayda değer.

Yönetmen yazar işbirliği de ancak bu kadar başarılı olur diye düşünüyoruz. Oyun sonunda sahneye çıkan Murathan Mungan’ın yüzündeki tebessümün nezaketen olmadığını sanıyoruz.

Bizim tiyatrocularımızın haksız bulmadığım eleştirileri, Avrupalı’nın gözde büyütülmüş imgesinden kaynaklanıyor. Ama daha oyuna girerken yerleşik önyargıların da varlığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu da ne yazık ki kültürümüzün bir parçası.

Aklımıza takılan bir sorunun cevabını da öğrenmek isteriz. Bu oyun, gurubun internet sitesinde yer almıyor. İstanbul Tiyatro Festivaline yönelik ısmarlama bir oyun mu acaba?

Emin olun bu sahnelemeyi bizden biri yapsa ve de yapan “Malum kişilere yakın”sa tüm dallarda aday olur ve ödül alırdı.

Geceyi gerçek “Olay” haline getiren şey ise bizden birinin sahneye çağrıldığı an ortaya çıktı. Murathan Mungan’a gönderilen alkışlar gecenin en samimi duygularını yansıtıyordu. Tiyatroseverler için tadına doyulmayacak bir gururun yaşandığı andı.

Keşke sırf bu anı yaşamak için salonda kalınsa ve bu anın, hatırlardan çıkmayacak zevki tadılsaydı. Erken ayrılanlar için sırf bu yüzden üzüldük. Keşke alkışlar arasında onların da sesleri olsaydı.

Melih Anık

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here