Hastalık Hastası – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay)

Diyarbakır Devlet Tiyatrosunca sahnelenen Hastalık Hastası’nın,bize yeni ufuklar açmasını beklerken,devlet tiyatrolarının düştüğü hastalığı bir kez daha gösterdi.

Klasik dönem oyunu izlemeye gelen biz Antepli izleyiciler, ne yazık hayal kırıklığına uğradık.Oysa daha oyun başlamadan dış kapı önünde oyuncuların oyun kostümleriyle sundukları danslarla heyecanlanmıştık.Danslar,daha bizi dış kapıda klasik dönem ve Moliere’in yarattığı atmosfere çekti.Koltuklarımıza oturduğumuzda sabırsızlandık.Oyun başladığında dışarıda yaratılan güzelim atmosferin dağılmaya,bulanmaya,kirlenmeye başladığını gördük.

Dönem oyunu olmasını nedeniyle titizlik gerektiren dekor ve kostümlerde yapılan küçük hatalar, bizi dönemden uzaklaştırıp günümüze getirdi.Günümüzün bir sürahisi,evin küçük kızı Louison’un ip oynarken kullandığı ip,hele kullanılan otomatik tabanca, kapıda ,çok basit bir yöntemle oluşturulan atmosferi dağıtmaya yetti.

Metnin değiştirilmesine sanırım hiçbir dikkatli izleyici karşı çıkmaz.Madem klasik dönem ve Moliere’e farklı,özgün bir yorum getireceksiniz,kendi özgün atmosferinizi kuracaksınız,o zaman bu atmosferinizi bulandırmamaya dikkat etmeniz gerekmez mi?

Oyuncular yönetmenin atmosferine girmişler.Ancak ne zaman Beralde sahneye giriyor işte o zamana kadar yönetmen Işıl Kasapoğlu’nun özgün,ama bana göre başarısız atmosferi dağılıyor.Beralde başka bir atmosferden çıkıp gelmiş gibi.Başka bir iklimin, başka bir atmosferin malı gibi aykırı kalıyor.Hele Beralde’yle olan sahnesine kadar yetenekli görülen Argan,Beralde’nin etsine girip O’nun gibi oynayarak rolünü bulandırıyor.Beralde bununla da kalmıyor, Epik tiyatro türünün anlatıcıları gibi oynayıp, oyunun türünü de bulandırıyor.

Aslında denenen yeni bir tür yok.Yapılanlar farklı bir yorum adına yapılıyor.Keşke yeni kuramcılar çıksa da biz de heyecanlansak.

Beralde’le atmosfer bir kez daha bulandırılırken Argan’ın da O’na yardım etmesi üzücü.

Farstan kaçınan Molıere ve diğer klasikçilere inat yönetmenimiz farsa yer vermiş.Kendi atmosferi için Argan’ı salak gösteren yönetmen,mükemmeli savunan klasikçilere meydan okumuş.Bu cesaret Molıere’nin beş perdelik oyunları hiçe sayıp üç perdelik oyun yazma cesaretine de benzemiyor.

Madem kurgun böyle, oyunu yeniden yazdınız veya yazdırdınız,neden salon giriş kapısında mükemmel insan fizikleri,mükemmel uyum,mükemmel figürler gösterme çabasına girdiniz.Kafamız dumanlı olabilir.Dikkat edelim atmosferimize de yansıyor.

Moliere’nin insani zaafları komikleştirerek yarattiğı tipleri,yönetmenimiz salaklaştırmış.Hele Cleante.Anladık tiplerin hepsine aynı atmosferin davranış kalıpları,aynı ritimde hareketler verilmiş.Peki Beralde’ye ne demeli?Ne hakla bir oyuncu başarısız gösterilebilr?Aslında oyuncumuz kendi yansıtığı aksiyona uygun bir atmosferde oynasa başarılı görülecek.Ama yönetmenin yarattığı atmosfede, uyuşmayan bir doku gibi kalıyor.

Molıere’in perde aralarına insanların sıkılmaması için koyduğu dansları,siz oyunun bir parçası gibi gösterebilirsiniz.Ama unutmayın salakların dansı da salakça olur.

Moliere’nin kendi çevrelerine özgü,kendilerine özgü dilerini kullanan,gündelik hayat içindeki somut kahramanlarını da değiştirebilirsiniz.Ama doku uyumuna dikkat etmek gerekmez mi?

Moliere’nin anlattığı insanlarla evrenselleştiğini unutmamak gerekir. Yoksa Işıl Kasapoğlu’nun anlattığı gibi anlatsaydı her halde oyunları mahalleden dışarı çıkamazdı.

Oyunun son sahnesinde Moliere ,Argan’ı gösteri salonuna götürüp doktorculuk oynatırken,yönetmenimiz bir sürü insanı kapıda hazır bekletmiş. Bir anda bu insanları Argan’ın başına topluyor. Bu sahne bizi atmosferden dışarı atıyor.Hiç sahici değil.Azıcık olan sihir de bir kez daha bozuluyor.

Argan, gerçeğinden farklı olarak kendi atmosferiniz adına miskin,yorgun gösterilebilir.Böyle birinin pat diye ip atlaması atmosferinizi dağıtmıyor mu?

Devlet tiyatrolarında ki sorunlar bitmiyor,biliyoruz.Kaybolan inançlar ölümü getiriyor.Kendimize inanmazsak seyircimize de inanmıyoruz.Dikkatli seyirciler her turnenin her durağında izliyor sizi.Seyircinizin Diyarbakır Tiyatrosunu daha dikkatli izlediğini bilmelisiniz.DDT’nun amatör ruhla,ekip ruhuyla oynadığını,oyuncuların mutlu oynadıklarını seyirciniz hep söyler.Ama seyirci arasından bağırarak uyuyan seyirciyi uyandırmaya çalışmak ustalık gösterisi.Bu da sizi hep amatör ruhlu gören seyircinizi hayal kırıklığına uğratıyor.Keşke ustalık hastalığına düşmeyip amatör ruhla seyirciyi uyanık tutmaya devam etseniz.

Kötü metinlerle oyuncu ölümlerine dur denilemiyor belki.Kendi atmosferimiz adına da oyuncu öldürme hastalığına son vermemiz gerekir.Oyuncu ve oyun öldürme hastalığı yerine Hastalık Hastası’nı izlemeyi yeğlerim.

Ahmet Olcay

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here