FAŞİZMİN AYAK SESLERİ,“ DALGA” OYUNU KENTERLERDE ! (Savaş Aykılıç)

Dün gece Kenterler tiyatrosundaydım.

“Dalga” oyununu izledim. Yapımcısının Faruk Güvenç olduğu Don Kişot Tiyatro’nun bu oyununu Şakir Gürzumar yönetmiş.

KONU :

“Dalga”,A.B.D. de bir kolejde Tarih öğretmeni olan Ron JONES’un yaşadığı bir deneyden hareket ederek Alman Reinhold TRITT tarafından yazılmış.

Gordon College’da tarih öğretmeni olan Ben Ross, II. Dünya Savaşı ve soykırımı anlattığı dersinde, öğrencilerin neden Alman halkının çoğunluğunun soykırıma karşı çıkmadığı sorusuna verecek yanıt bulamayınca, tüm sınıfın katılacağı bir itaat deneyi yaparak bu soruyu etkili bir biçimde yanıtlamak ister.

Başlangıçta bir “disiplin oyunu” olarak başlayan deney, dersler ilerledikçe kendi selamı,amblemi,kuralları ve sloganları olan “DALGA” adlı bir harekete dönüşür. “DALGA” hareketi tarih dersiyle de sınırlı kalmaz ve giderek üye sayısı artar. Artık Mr. Ross da bu hareketi denetleyememektedir. Ders içinde bir oyun olarak başlayan “DALGA” bütün okulu içine alan bir çılgınlığa dönüşür.

“DALGA”,kitle ruhuna teslimiyetin felaketini ve kitle ruhunun nasıl önü alınmaz bir zorbalığa dönüşebileceğini gösteriyor.

Broşürde “Dünya, kötülük yapanlar değil,seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikelidir.” deniyor.

TEKNOLOJİ VE TİYATRO !

Oyun,tarih öğretmeninin “Disiplin” konusunu işlerken multivizyondan öğrencilere izlettirdiği Hitler dönemi Toplama Kamplarındaki vahşet görüntüleriyle açılıyor. O görüntüler ciğerinize yapışıyor,nefes almakta zorlanıyorsunuz.Bu görüntülerin etkisi ruhumuzda öyle büyük acılar uyandırıyor ki gerçek dünyaya,oyuna dönmekte zorlanıyorsunuz.

Yalın bir öykü ve yalın bir reji.İnsan aklı ille de anoloji (benzetme) yapacak ya , yeni tanıştığımız bir insanı tanıdıklara yada yabancılara benzetmemiz gibi , bu oyunu da benzerleri ile kıyaslamaya ,benzerlik ve farklılıkları saptamaya çalışıyoruz.

BENZER OYUNLAR !

İlk durak , Tartüf ! Molier ne diyordu bu oyunda ? “Tartüf gibi enayiler olmazsa Orgon gibi uyanıklar nasıl geçinir ? Suç kimin ? Tartüf’ün mü,yoksa Orgon’un mu ?”

İkinci benzer oyun “Tam Rolünde”. Üçüncüsü “Getto”.

Yanlış anımsamıyorsam “Tam Rolünde” oyununda yine bir grup genç kendi aralarında Hitler faşizmini oynarken içlerinden biri kendini rolüne fena halde kaptırıyor ve tam bir faşist olup çıkıyordu.

“Getto” oyununda ise bu kez ezenler ile ezilenler yer değiştiriyor,Hitler zulmünden kurtulan Yahudilerin torunları bu kez Filistinlilere eziyet ediyordu ; daha doğrusu oyun bana bunları düşündürmüştü. Yoksa oyun,oyun içinde kurgusuyla Getto’nun kendi kendisine yaptığı faşizmi anlatıyordu.Amerikanın işgal ettiği Irak’taki direnişçilerin karşısına yine onların soydaşlarından kurulu bir polis ve asker ordusu çıkarması gibi…

Dördüncü bir benzer oyun da Nazilerin yargılandığı Nurünberg Duruşmaları kayıtlarından oluşturulan belgesel oyun olan Peter Weiss’ın “Soruşturma”sı…Birinci elden nazi önderlerinin itiraflarını dinledikçe insanın kanı donuyordu. Ki bence sahnede anlatılan ve böylece izleyicinin imgeleminde yarattığı bir tiyatro , bana sinevizyon-film yada dia gösterilerek imgelem dünyamı kısırlaştıran bir tiyatrodan daha güzel geliyor.

TİYATRODA KULLANILAN ÖLÇÜSÜZ TEKNOLOJİ-ÖRNEĞİN MULTİVİZYON VB. TİYATROYU ÖLDÜRÜYOR OLABİLİR Mİ ?

Tiyatroda hiçbir şey , oyunda kullanılan bu film-diya-fotoğraf-multivizyon türü görüntüler kadar beni iğreti etmez.

Nedense bu tür icatları oldum olası tiyatroya yakıştıramam ! Tabii organik bir gereksinim olmadıkça. Yanılmıyorsam Tom Stoppart’ın gelecekte geçen robotlu televizyonlu bir oyunu vardı,orada da o dev ekranlar olmasaydı olmazdı !

Ne demek istediğimi anlatmak için,İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı,AKM –Oda Tiyatrosu’nda sahnelenmekte olan Civan Canova’nın yazdığı “Ful Yaprakları” oyunundan bir örnek verelim !

Bu oyunda ,üç büyük pano üzerine multivizyon görüntüler düşüyordu oyun boyunca. Bu görüntüler bazen oyunda geçen Ankara’daki Kuğulu Park,çoğu zaman da sahneye yerleştirilen mini kameralar sayesinde ,oyundaki oyuncuların yakın plan görüntüsünden oluşuyordu.

İlk dakikalarda ilginç gelen bu yoğun teknoloji kullanımı ,bir süre sonra ,bana göre ,tiyatroyu da , şiirselliği de öldürüyordu. Çünkü bir süre sonra siz ,oyunda geçen replikleri,mecazları,şiirsel dünyayı ve atmosferi kendi hayal dünyanızda kuramaz hale geliyordunuz.

Tıpkı sinema ve televizyonda olduğu gibi birileri sizin adına bu işi kameralar marifetiyle yapıyordu da ondan !

Bir süre sonra,tiyatroyu tiyatro yapan canlı oyuncu-seyirci ilişkisi gidiyor,onun yerini tiyatroda televizyon izlermişsiniz duygusunu veren bir edilginlikle kendinizi sahnedeki oyuna değil de onun dev ekrandaki vurgulu ve insanı ipnotize eden görüntüsüne saplanmış olarak buluyordunuz.

Kısaca Dalga’nın başındaki o görüntüler olmasaydı da olur muydu acaba ? Tartışılır ,çünkü görüntüler sonrası Nazi dönemine ilişkin verilen bilgiler de en az,hatta onlardan da çok etkili ve işlevsel.

Konuşma örgüsüne yedirilen bu bilgiler sayesinde zihinsel tiyatro yolculuğumuza doğru yelken açabiliyoruz !

TOPLAMA KAMPI GÖRÜNTÜLERİ ÇOK SARSICI !

Toplama Kampı görüntüleri sırasında düşüncelerimizden çok duygularımız isyan ediyor.Adeta dumur oluyoruz. Düşüncemiz neredeyse şok oluyor.Görüntüler karşısında korku, tiksinme, kızgınlık, öfke, üzüntü, şaşkınlık, heyecan, tedirginlik gibi duygular arasında gidip geliyoruz.

Bu belgesel görüntüler ille de kullanılacak ise finalde kullanılsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorsunuz ! O görüntüler zaten son nokta,her şeyi anlatıyor. Onların üzerine edilecek her söz (bu bir piyesin replikleri bile olsa ) fazla ! O andan itibaren söz bitiyor ve nokta. Nur Subaşı’nın deyimiyle : “-İyi geceler !”

Oysa konuşma örgüsüne yedirilen bilgiler sayesinde , örneğin nazi partisinin yüzde on ile iktidara geldiğini duyduğumuzda,zihnimizde yeni bir pencere-ekran-sahne açılıyor ve biz orada,ülkemizi ve “bizim faşistlerimizi” düşünmeye başlıyoruz.

Bu nasıl oluyor ? Oyun olanca yalınlığı ile sahnede akıp giderken,olay Almanya’da geçerken,beynimizin bir bölümü bize sahnedekine benzer bizim ülkemizden pek çok çağrışım,düşünce üretmeye başlıyor.Bir gözümüz Almanyadaki sahneyi,diğer iç gözümüz ise ülkemizdeki sahneyi izliyor ve bu iki sahne zaman zaman üst üste gelip çakışıyor,işte öyle anlarda müthiş bir seyir keyfi alıyorsunuz.

Gürzumarın rejisi Nazilere,Almanya’ya ve Hitler’e odaklanmış. Ülkemize ait biçimsel/şekilsel en küçük bir gönderme,işaret,çağrışım,anıştırma,benzetme yok !Rejisini öykünün yalınlığına yaslamış ve her seyircinin kendi iç yolculuğuna,zihinsel tiyatro yolculuğuna çıkması için serbest bırakmış.

“Çayhane”,”Bir Şehnaz Oyun” ve “Dalga” için bu sezon Gürzumar’ın “Ulusal Üçlemesi” demek fazla mı iddaalı olur acaba ?

DEKOR :

Sahnedeki dekor adına kullanılan üç küp de bu yolculuğu kanatlandırmak üzere kurgulanmış. Küpler açıldıkça ve kanatları birleştikçe her yüzeyi başka bir mekanı imliyor : sınıf-kütüphane-öğretmen odası-basket sahası-Tarih öğretmeninin evi vb.

ÇAĞRIŞIMLAR VE ÜLKEMİZ !

Dalga hareketi,dalga dalga yükselirken siz ülkemizdeki dalgalanmalara dalıyorsunuz ! Partilerin amblemleri,parmaklarla yapılan parti sembolleri,disiplin adına yapılmaya başlanan baskılar,şiddet,terör,ötekileşme,yüzde doksan dokuzu bir şey olan ülkemizde yüzde birin hiç birşey olması,halbuki demokrasinin de tam o yüzde birin haklarından başlaması, yasaklamalar, Madımak Yangını,aşırı milliyetçilik-ırkçılık-terör örgütleri,bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlayan her türlü örgütlenme vb. oyun boyunca gözünüzün önünden resmi geçit yapıp geçiyorlar.

Yalçın Küçük’ün “Caligula”sı geliyor akla. Ürperiyorsunuz elinizde olmadan.Doğu toplumlarının zaten doğuştan itaatkar bir gelenekleri var.Tam bir faşizme davetiye.

Bir yandan sigaradan başlatılan yasaklar,öbür yandan üniversitelere özgürlük adı altında türbanı serbest bırakma çalışmaları,meydanlara çıkan memurların-işçilerin dövülmesi,dışlanmaya çalışmaları,kısaca oyunu izlerken bir yandan da ülkemizi,çağımızı,dünyamızı düşünüyor ve sorguluyorsunuz.

Ve toplumsal bir hastalığa dönüşen aymazlık ! Faşizmin ayak sesine suskun kalanlar,bana dokunmaz diyenler,görmezden ve duymazdan gelenler,karşı koymayanlar,tepki vermeyenler ! Dalgaya düşenler,dalganın girdabında boğulanlar !

Bu anlamda çağının tanığı bir oyun Dalga.Gündemimize çok ve cuk oturmuş.

Başta gençlerimizin olmak üzere hepimizin izlemesi gereken faşizmin kilometre taşları üzerine yapılmış eğitici , mesajı güçlü bir oyun.

SAVAŞ AYKILIÇ.

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here