Mikado’nun Çöpleri – Yıldız Teknik Üniversitesi Oyuncuları (İsmail Can Törtop)

Yıldız Teknik Oyuncuları’nı sık sık duyardım, tiyatro portallarında, eleştirilerde, söyleşilerde.. Hatta genç tiyatro grupları deyince akla geliveren birkaç gruptan bir tanesidirler.. Oyunlarını merak ediyor olmama rağmen hiç izleme fırsatı bulamamıştım. Meğer davet bekliyormuşum 🙂 Önceki perşembe Mikado’nun Çöpleri oyununu izlemek için 3 arkadaş Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeydik..

Mikado’nun Çöpleri, Melih Cevdet Anday’ın 1967 yılında kaleme aldığı bir oyun. Bugüne kadar pek çok farklı tiyatro grubu tarafından oynanmış. Gelen seyircinin daha önce bu oyunu başka bir gruptan izlemiş olma ihtimali olması aslında grup üzerinde bir baskı oluşturabilir diye düşünüyordum. Kaldı ki, geçtiğimiz sezon Beşiktaş Kültür Sanat Platformu bu oyunu oynamış ve oyun çok beğenilmişti. Grup, belki de oyunun çok bilinen bir oyun olması sebebiyle uzun bir masabaşı çalışması sonucu oyunu kendilerine uyarlamış. Ben hiçbir kurgusal hata görmedim.

Oyun, karlı bir akşamda eve dönen bir erkeğin yolda karşılaştığı çocuğu ile dışarda kalmış bir kadını evine davet etmesi ve kadınla erkek arasında sabaha kadar sürecek bir sohbeti konu alıyor. Sabaha kadar süren sohbetin konusu da karakterlerin kendilerine bile itiraf edemedikleri sırlarını yavaş yavaş açığa çıkarmaları… Oyunda kimi zaman gerginlik, kimi zaman üzüntü, neşe ve bir tutam da erotizm var. Oyunun metni oyuncuları rahatlaracak kadar kaliteli bence..

Üniversite içinde pek çok kişiye sorduktan sonra salonu buluyoruz. Bir üniversite grubuna ait böyle güzel bir salonun olması beni sevindiriyor, bence çok şanslılar. Bir de Boğaziçi Oyuncuları’nın böyle bir sahnesi olduğunu biliyorum. Pek çok profesyonel grup prova yapacak sahne bile bulamazken grubun rahat çalışabileceği böyle bir alana sahip olması bile onları farklı yapıyor. Oyun saatinde salon kapısında hazır olmamıza rağmen salona bir türlü geçemiyoruz. Kapı önündeki kalabalık 10 dakika kadar bekledikten sonra grubun bir görevlisi yağmur sebebiyle bazı izleyici arkadaşlarının gelemediğini, bi 15 dakika daha beklemek istediklerini söyüyor. Bekleyen izleyiciler 1-2 küçük homurtu dışında itiraz etmezken, amatör ve genç tiyatroların tiyatro kültürüne ticari tiyatrolardan daha fazla özen göstermelerini bekleyen ben, hayal kırıklığı yaşıyorum. Yazının altındaki dip notta bununla ilgili bir “kıssadan hisse” var.. Beklerken çevremde belki fark edilmek için belki bilmem ne sebepten çok yüksek sesle espriler yapıp gülen bir grup, aklımdan birkaç kere “beklemeyip gitme” fikrinin geçmesine sebep oluyor.. (içerden diyafram çalışması yapan oyuncuların sesleri geliyor “ha-ha-ha-ha-ha”. bu gençler bekleyenleri garip bir sırıtmayla bilgilendiriyor: içerde ayıp şeyler olmuyor, merak etmeyin. niihahhahhaaa..)

Yağmur yüzünden gelemeyip beklememize sebep olan “arkadaş”lar geldi mi gelmedi mi bilmiyorum, ben toplu bir geliş fark etmedim. Neyse, 7.30 da başlaması beklenen oyun için kapılar 8’e doğru açılıyor ve içeri giriyoruz. Bu andan itibaren oyun sonuna kadar, beklerken biriktirdiğim bütün negatiflik yavaş yavaş uçup gidiyor..

Öncelikle, böyle başarılı bir dekorla karşılaşacağımı düşünmemiştim nedense. Dekor sahneyi doldurmuş. Dekorun öğeleri de (özellikle çekyat ve soba yanındaki minderler) işlevsel kullanılmış.

Işıklar yanıyor ve oyun başlıyor… Oyunun başında sahne ağırlıkla erkek oyuncu (Cem Bahşi) üzerinde. O da kendinden bekleneni fazlasıyla veriyor. Kadını (Nergis Uslu) içeri davet edişinden onu konuşmanın içine çektiği zamana kadar geçen sürede inişlerle çıkışlarla çok keyifli ve doğal bir oyunculuk sergiliyor ve seyirciyi sahnedekinin gerçekliğine ikna ediyor. İlk perdenin ortalarına doğru rolü daha belirginleşen kadın da üzerindeki korkunun yavaş yavaş ortadan kalkışını, arkadaşlığa ve biraz sonraki sarhoşluğa geçişi tam kıvamında veriyor. Böylece seyirci oyunun içine giriveriyor. Seyirci ve oyuncular arasındaki bu güzel elektiriğin çabucak oluşmasında biraz da salonun sempatik yapısı etken olabilir, oyunculara neredeyse uzansak dokunabileceğimiz bir mesafede izliyoruz oyunu, neredeyse biz de evin içindeyiz..
Kadının uyumaya başlaması ya da sızması ile biten 1. perde ve perde arasında kadın oyuncunun sahnede uyur vaziyette kalması güzel bir nüanstı. 2. perdenin başında ve mikadonun çöpleri oyununun oynanmasında oyuncuların biraz oyundan koptuğunu hissettim. Özellikle oyundaki çubuklar üzerinden konuşarak hayat hakkında yaptıkları yorumlar biraz havada kaldı. Ama genel olarak 2. perde de en az 1. perde kadar keyifliydi.
Oyunda ışığın kullanımı çok başarılı. Özellikle oyun sonundaki ışık oyunu, oyuna çok şey kattı.

Son söz olarak bu grup hakkında bugüne kadar duyduğum tüm pozitif yorumların üstüne bir tane de ben eklemek istiyorum. Bu oyun, “üniversite çevresi”yle sınırlı seyirci kitlesinden çok daha fazla kişi tarafından izlenilmeyi hak ediyor. 2 haftada bir perşembe günleri oynanacağını öğrendiğim oyunu herkesin izlemesini şiddetle tavsiye ederim.

————————-
Dip Not:
Muhsin Ertuğrul, bugünkü adıyla İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Genel sanat yönetmenidir. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk de Dolmabahçe’de kalmaktadır o günlerde.
Bir gece Gazi’nin oyun izlemeye geleceği duyurulur Muhsin Ertuğrul’a.
Herkes telaş içindedir. Çünkü oyunun başlama saati gelmiştir ancak Mustafa Kemal gecikmiştir.
Ne olacaktır şimdi?
Muhsin Ertuğrul tam saatinde başlatır oyunu .
Bir süre sonra Gazi gelir.
Yanındakiler korkarak oyunun başlatıldığını haber verirler Gazi’ye.
“Ya, öyle mi? Bitimde görüşürüz Muhsin Ertuğrul’la..” der ve locaya girip oyunu izler.
Oyunun bitiminde beğeniyle alkışlamaktadır aktörleri.
Muhsin Ertuğrul girer Gazi’nin yanına.
Gazi ayağa kalkar:
“Sizi kutlarım..” der. “İşinizle ilgili ciddiyetiniz, ülkenin gelişimini ciddiye aldığınızı da gösterir. Biz geç geldik. Oysa böyle bir kurum perdesini zamanında açmak zorundadır. Görevinizi yaptığınız için özellikle kutlarım sizi

İsmail Can Törtop

Paylaş

HENÜZ YORUM YOK