Küçük Kaplumbağanın Evi (Çocuk Oyunu) (Fevzi Günenç)

FEVZİ GÜNENÇ

 

Pancarlı Mah. Milli Egemenlik Bulvarı 10. Cad.

 

Yunus Emre Sk. 1 Gülyuva Ap. D. 2

 

Şehitkâmil GAZİANTEP        

 

Tel: 0342 338 16 18 0505 553 47 44

 

İleti: fev27@mynet.com – MSN: fevgun@hotmail.com

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞANIN EVİ

 

 

OYUNUN KİŞİLERİ:

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

BİRİNCİ İZLEYİCİ

 

İKİNCİ İZLEYİCİ

 

TAVŞANCIK:

 

HAVHAV BEY:

 

KARGACIK:

 

MIYAV HANIM

 

 

DEKOR: Panoda orman.

 

Yer: Ormada küçük bir alan. Alanın sağında solunda ağaççıklar…

 

Arka planda hayvan yavruları toplanmış, sözüm ona tartışıyorlar. Her kafadan bir ses çıkıyor. ­

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

(Sahnenin önüne gelir, izleyenlerle konuşur.) Merhaba arkadaşlar. Ben Küçük Kaplumbağa… Tanıdınız mı? Tanıdınııız… Beni kim tanımaz… (Seyircilerden birine sorar) Sen?.. Sen tanımıyor musun beni?

 

 

BİRİNCİ İZLEYİCİ:

 

Tanıyorum…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Peki kimim ben?

 

 

BİRİNCİ İZLEYİCİ:

 

Kaplumbağa…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Küçük mü, büyük mü?

 

 

BİRİNCİ İZLEYİCİ:

 

Küçük…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Tamam, bildi! Teşekkür ederim. Epeyce ünlü olduğumu biliyordum. Ya sen? Onun yanındaki… (Hepsine seslenir) Hep birden konuşmayın. Ne dediğinizi anlayamıyorum. (Parmağıyla birini gösterir) Sen sen?…

 

 

İKİNCİ İZLEYİCİ

 

Tanıyorum…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

(Parmağıyla herkesi gösterir)

 

Siz? Siz? Siz?…

 

 

HEPSİ:

 

Tanıyorum Tanıyorum!..

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Yaşasın! Demek ki herkes tanıyor beni! Bu iyi… Bilirsiniz biz kaplumbağalar evimizi sırtımızda taşırız. Annem, babam bundan hiç şikâyetçi değil. Kardeşlerim de sızlanmıyor. Onlara şaşıyorum. Neden bizim evlerimiz hep söyle sırtımızda? Zorunlu muyuz onu gittiğimiz her yere götürmeye?

 

 

TAVŞAN:

 

Hey çocuklar, burası iyi. Pikniği burada yapalım mı?

 

 

KÜÇÜK HAYVANLARIN HEPSİ:

 

Yapılım yapalım…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Herkes piknik derdinde. Göğün rengini düşünen yok. Neden pembe değil gök? Pempe olsaydı daha güzel olmaz mıydı?

 

 

TAVŞAN:

 

Hey, Küçük Kaplumbağa, sen ne diyorsun? Burası iyi mi?

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Akılları fikirleri gezmede tozmada… Yemede içmede, oyunda… Başka şey düşünmüyorlar. Sormuyorlar kendi kendilerine:  “Denizler neden mavi? Gökyüzü yeşil olsaydı daha güzel olmaz mıydı? Denizler süt gibi beyaz olsaydı?..

 

 

HAVHAV BEY:

 

Haydi çocuklar, herkes evinden getirdiği yiyecekleri koysun ortaya.

 

 

MIYAV HANIM

 

Yok ya… Kemiğimi ortaya koyayım da onu hemen kap kaç, değil mi?

 

 

HAVHAV BEY:

 

Ne yapacağım senin minicik kemiğini be! Bak, bende kol kadar kocamanı var onun.

 

 

MIYAV HANIM

 

Madem öyle, neden “getirdiğinizi ortaya koyun,” diyorsun?

 

 

TAVŞANCIK:

 

Sen de kavga için bahane arıyorsun ha Mıyav Hanım. Bilmiyormuş gibi konuşma. Piknikte adettir. Herkes getirdiğini ortaya koyar. Sonra da yiyecekler kardeşçe paylaşılır. Mesela ben, bol bol havuç getirdim. Havuçlarımdan isteyen dilediği kadarını yiyebilir.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Hıh, havucu ne yapayım ben?

 

 

KARGACIK:

 

Ben aç bile kalsam tatmam havucu.

 

 

MIYAV HANIM

 

Ben de öyle.

 

 

TAVŞAN: (Kendi kendine)

 

Bu iyi işte. Hepsi bana kalacak.

 

 

KANARYA:

 

Ben bencil değilim. Bakın, bir dolu kuş yemi getirdim. Herkes yiyebilir.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Kuş aklı işte. Kuştan başka kim yer kuş yemini?

 

 

KARGACIK:

 

Ben yerim.

 

 

KANARYA:

 

Aman aman sen yeme. Dibine darı ekersin yoksa.

 

 

MIYAV HANIM

 

Nerede kalmıştık? Evet, kemik diyorduk. Kıymık mıymık, her neyse. Ben kemiğimi koklatmam kimseye.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Ama aman iyi sakla. Başında paralansın kıymığın.

 

 

MIYAV HANIM

 

Asıl seninki başında paralansın!

 

 

KARGACIK:

 

Burada da kavgaya başlamayın lütfen. Bıktım sizin kavgalarınızdan.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Tamam tamam… Ben sustum.

 

 

MIYAV HANIM

 

Ben de…

 

 

KANARYA:

 

Ben de…

 

 

KARGACIK:

 

Araya gimesen olmaz! Senin konuştuğun yok ki zaten…

 

 

KANARYA:

 

Doğru be… O zaman konuşayım. Size bir şarkı söylememi ister misiniz?

 

 

KARGACIK:

 

İstemeyiz. Şarkı gerekirse ben söylerim.

 

 

KANARYA:

 

Sana sormuyorum. (Öbürlerine) Yemek müziği olurdu… Ha, ne dersiniz arkadaşlar? Kanarya ötüşü eşliğinde yemek yemek! Kim istemez böyle güzel bir şeyi!

 

 

HAVHAV BEY:

 

Bence fena olmaz.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Bence de…

 

 

KARGACIK:

 

Kanarya şarkı söylerse ben de söylerim.

 

ı

 

HAVHAV BEY:

 

O zaman lütfen sen de söyleme Sevgili Kanaryacık… (Acıklı) Karga şarkı söylerse, kaçar giderim buradan. Biz bu kafayı sokakta bulmadık.

 

 

KARGACIK:

 

İyi canım iyi, söylemiyorum. Siz müzikten ne anlarsınız…

 

 

HERKES GETİRDİĞİ YİYECEĞİ ORTAYA KOYAR. KEDİ KIYMIĞINI, KÖPEK KEMİĞİNİ, TAVŞAN HAVUCUNU ÖNÜNE ÇEKER.

 

 

KARGACIK:

 

(Getirdiği fındıkları ortaya koyar.) Benden başka yiyeceğini ortaya koyan yok. Ben de kendi getirdiğimi yiyeyim bari… (Fındıkları geri çeker. Kaplumbağacığa seslenir) Hey, Küçük Kaplumbağa! Sen yiyecek bir şey getirmedin mi?

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

(Öteden) Getirmez olur muyum? Salkım salkım üzüm getirdim. (Öbürlerinin yanına gelir.) Bakın, işte…

 

 

KARGACIK:

 

(Homurdanır) Bu nasıl piknik! Herkes sadece kendi sevdiği yiyeceği getirmiş.

 

 

KANARYA:

 

Doğru, benim bildiğim pikniğe giderken, anneler kaynamış yumurta falan hazırlar.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Kek yapanlar da olur canım.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Doğru…

 

 

MIYAV HANIM

 

Tost tost!

 

 

KARGACIK:

 

Bizim tost makinemiz yok. Ama babam diyor ki, eğer piyangodan para çıkarsa…

 

 

KANARYA:

 

Piyangoya kaldıysanız artık siz yaşam boyunca tost yiyemezsiniz arkadaş.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Amma da obur şey ha, bizim arkadaşlar. Nasıl da hambur humbur yiyorlar. Kıtlıktan çıkmış gibi… Hepsi da yaşamlarından pek memnun… Memnun olmayan bir tek benim.

 

 

KANARYA:

 

Pek isteksiz yiyorsun üzümlerini sevgili Kaplumbağacık. Keyfini kaçıran bir şey mi var?

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Her gün aynı yemekler aynı yemekler… Neden başka yiyeceğimiz yok?

 

 

KİMSE ONA YANIT VERMEZ.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Neden konuşmuyorsunuz?

 

 

TAVŞANCIK:

 

(Ağzı dolu konuşur)  Dur… (ağzındakini yuttuktan sonra konuşur.)

 

Ağzında yemek varken konuşulmaz.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Çok saçma… Yemek yerken neden konuşulmazmış sanki? Bakın işte ben yerken konuşacağım. (Getirdiği üzümleri arkası arkasına ağzına atar, yemeye başlar. Ağzını üzüm taneleriyle doldurduktan sonra konuşur.)

 

İşte, görüyorsunuz. Hem yiyorum, hem konuşuyorum…

 

Eyvah! Üzüm tanelerinden biri nefes boruma kaçtı galiba. (Öksürmeye başlar.) İmdaaat, nefes alamıyorum… Öhö öhö öhü… Öhü öhü öhü… Biri sırtıma vursun!

 

 

KARGACIK:

 

(Kanadıyla Kaplumbağa’nın sırtına vurur.) Helal helal…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Yavaş vur yahu… Dayak mı atıyorsun?

 

 

KARGACIK:

 

Sana iyilik yaramaz…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Yaramaz olur mu Kargacığım yarar ama… Sen dö öyle hızlı vuruyordun ki sırtıma. Vur dedikse öldür, demedik ya… Oh, boğazıma kaçan üzüm tanesi çıktı. Ama bu arada gözlerim de yaşlarla doldu. Teşekkürler Kargacığım… Su yok mu. su?..

 

 

KANARYA:

 

(Su yetiştirir) Annem suyunu yanından hiç eksik etme, der hep. Gelirken bir pet dolusu su da koymuştu azık çıkınıma. “Su bitince pet şişesini sağa sola atma ama” diye de tembih etmişti. Bu pet şişeler doğanın düşmanıymış. Denizlerin dibi naylon poşetlerle, petlerle dolmuş. İki bin yılda zor erirmiş bunlar. Onun için sağa sola atıp çevremizi kirletmeyelim arkadaşlar.

 

 

MIYAV HANIM:

 

Tamam tamam, söylevi sonra sürdürürsün. Şimdi şu suyu ver artık çocuğa…

 

 

KANARYA:

 

 (Mıyav Hanım’a) Haklısın Mıyav Hanım. (Kaplumbağa’ya) Buyur iç Kaplumbağa kardeş. Afiyet olsun.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Teşekkür ederim Kanaryacık.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Dur lokmamı yutayım da, öyle konuşayım ben de bari… (Yutar)

 

Geçmiş olsun Kamplumbağacığım. Benim annemden babamdan ilk öğrendiğim şey şu oldu: “Yemek yenirken konuşulmaz!”

 

 

HAVHAV BEY:

 

Benim yemeğim kocaman bir kemik. Boğazıma kaçamaz herhalde. (Güler) Kıh kıh kıh… (Kaplumbağacığa) Geçmiş olsun Kaplumbağa Kardeş.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Var olasın Havhav Bey.

 

 

MIYAV HANIM:

 

Oh, ben de son lokmamı ya yuttum işte. Artık konuşabilirim. Geçmiş olsun Kaplumbağacık.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Sen de var ol Mıyav Hanım. Bir şey yerken gerçekten konuşmamalıymış.

 

KANARYACIK:

 

Atalar bir sözü boşuna söylemezler.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Haklısın… Aman aman aman… Az kalsın ölecektim. Bundan sonra yemek yerken asla konuşmayacağım.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Haydi arkadaşlar, gelin, biraz da oyun oynayalım.

 

 

KANARYACIK:

 

Ne oynayalım, ne oynayalım?

 

 

MIYAV HANIM

 

El ele tutuşup dans edelim.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Evveeet! Dans ediyoruz… Şarkı da söylüyoruz. Söyleyelim, değil mi arkadaşlar.

 

 

KARGA İLE KANARYA:

 

Söyleyelim…

 

 

TAVŞANCIK:

 

Şarkı deyince akılları gidiyor…

 

 

EL ELE TUTUŞARAK DANS ETMEYE BAŞLARLAR.

 

 

HEPSİ: (Şarkı söyleyerek dans eder, döner.)

 

El ele, el ele Mıyav Hanım’la el ele

 

El ele, el ele Havhav Bey’le el ele

 

El ele, el ele Kanaryacık’la el ele

 

El ele, el ele Tavşancıkla el ele

 

El ele, el ele Kargacık’la el ele

 

El ele, el ele Küçük Kaplumbağa’yla el ele…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Üfff… Ne yavaş bir oyun bu böyle? Ben bu oyundan sıkıldım. Şöyle, daha hareketli bir oyun yok mu?

 

 

MIYAV HANIM:

 

Oyuna yavaş diyene bak! Kendisi çok hızlı sanki.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Hızlı olmayabilirim arkadaş. Sen içimde esen fırtınaya bak!

 

 

HEPSİ:

 

Ooo!…

 

 

TAVŞANCIK:

 

Susun! Öyleyse “Tavşan kaç” oynayalım. Bu epeyce hızlı bir oyundur.

 

 

MIYAV HANIM

 

Peki tavşanı kim kovalayacak?

 

 

KANARYACIK:

 

(Kahkahayla çın çın güler.) Kaplumbağacık kovalasın!

 

 

HAVHAV BEY:

 

Bırak şakayı Kararyacık! Elbette ki ben kovalayacağım!

 

 

TAVŞANCIK:

 

Tamam Havhav Bey. Sen kovala.

 

 

Çember oluşturarak otururlar. Tavşan arkadaşlarının arasında dolaşarak kaçar, Havhav kovalar.

 

 

HEPSİ BİRDEN: (Şarkı söylerler)

 

Bak getirdim sana

 

Ne hediye

 

Ne hediye…

 

Tavşan bana baksana

 

Yakışmıyor bu sana

 

Tavşan kaç Tavşan Kaç Tavşan kaç…

 

 

TAVŞAN KAÇAR, HAVHAV BEY KOVALAR.

 

Hav Hav Bey sonunda Tavşan’ı yakalar.

 

 

HEPSİ:

 

Aaa!

 

Yakalandı…

 

Yazııık…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Ben bu oyunu da sevmedim. Oturmaktan başka bir şey yapmadım ki. Bu nasıl hareketli oyunmuş?

 

 

TAVŞANCIK:

 

O zaman kaçan sen ol.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Bak bu olur işte. (Çember oluşturan arkadaşlarının çevresinde hımbıl hımbıl dönmeye başlar.)

 

 

TAVŞANCIK:

 

Haydi, sen de kovala Mıyav Hanım.

 

 

MIYAV HANIM:

 

(Alay eder) Ayol ben bunun nesini kovalayayım? Ben yanına varıncaya kadar, o uzaya ulaşır.

 

 

HEPSİ KAHKAHAYLA GÜLER.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Gerçekten mi? Beni o kadar hızlı bu buluyorsun?

 

 

HEPSİ YİNE GÜLER.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Niçin gülüyorsunuz anlayamıyorum. Hızlı olmak suç mu?

 

 

TAVŞANCIK:

 

Şimdi ne oynuyoruz?

 

 

HAVHAV BEY:

 

Uzun eşek oynayalım.

 

 

MIYAV HANIM

 

Ama eşek yok ki…

 

 

HAVHAV BEY:

 

Eşek de sen olursun.

 

 

MIYAV HANIM

 

Yok, ben eşek olmam.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Oyun gereği canım. Sahici eşek olmayacaksın. Hem hepimiz de eşek olacağız.

 

 

MIYAV HANIM

 

Tamam, o zaman olur.

 

 

HEPSİ YATAR HAVHAV YATANLARIN ÜSTÜNDEN ATLAR. EN SONA KENDİSİ DE YATAR. EN BAŞTAKİLER SIRAYLA ÖBÜRLERİNİN ÜSTÜNDEN ATLAR. OYUN NEŞE İÇİNDE BİR KAÇ KEZ YİNELENİR.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Ben uzun eşekten usandım.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Ne oynayalım peki?

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Saklambaç oynayalım.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Tamam.

 

 

KANARYA:

 

Yaşasın, saklambaç oynuyoruz, saklambaç!

 

 

KARGACIK:

 

Ebe kim olacak?

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Ben olurum.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Tamam Sen saymaya başla, biz saklanalım.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Bir iki üç, beş on… Yirmi, otuz, kırk, elli… Sayısı belli. Sağımdaki, solumdaki, önümdeki, arkamdaki sobeee!

 

 

KANARYA:

 

Olmaaaz! Küçük Kaplumbağa sayıları hileli sayıyor. Üçten beşe, beşten ona atladı!

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Ne yapayım, sayı saymayı bu kadar biliyorum.

 

 

 

TAVŞAN:

 

Oyunbozanlığı bırak da saklan Kanarya!

 

 

KANARYA:

 

Tamam canım, işte saklandık bile.

 

 

TAVŞAN:

 

Sen de gözünü kapat yeniden say Kaplumbağacık!

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Tamam…  Kırk sekiz, kırk dokuz elli… Sağımdaki, solumdaki, önümdeki, arkamdaki sobeee!

 

 

HEPSİ SAKLANIR.

 

Küçük Kaplumbağa bazılarını sobeler, bazıları sobelemez. Gülüşerek bu oyunu da bitirirler.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Bu kadar oyun yeter. Zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmadık. Vakit geç oldu arkadaşlar. Artık evlerimize dönmeliyiz. Büyüklerimiz kaygılanır.

 

 

HEPSİ:

 

Tamam, dönelim…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Ama daha çok erken… Biraz daha oynayabiliriz.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Erken diyorsun ama senin yürüyüşünle eve ancak akşama varılır.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Aaah, ah! Evim sırtımda olmasaydı böyle yavaş olur muydum? Evi sırtında taşımanın ne yararı var anlamıyorum.

 

 

KARGACIK:

 

Karanlıkta kalmak istemiyorsan davran…

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Tamam tamam…

 

 

KANARYA:

 

Haydi, biraz hızlan Kaplumbağacık!

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

En hızlım bu kadar ne yapayım.

 

 

MIYAV HANIM

 

Senin yüzünden yağmura yakalanacağız. Bak hava iyice bozuldu. Gök de gürlüyor.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA

 

Suçu bana bulmayın canım. Siz hızlanın. Ben yavaş yavaş giderim evime.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Artık çok geç.Yağmur yağmaya başladı bile.

 

 

TAVŞANCIK:

 

Çocuklar başınızın çaresine bakın!

 

 

KARGACIK:

 

Herkes kendine saklanacak bir yer bulsun!

 

 

MIYAV HANIM

 

Saklanacak bir yer bulamadım ben.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Yağmur da amma hızlı yağıyor ha!

 

 

KANARYA:

 

Keşke gelirken yanıma şemsiyemi alsaydım.

 

 

MIYAV HANIM:

 

Ben bunu düşündüm. Ama meteoroloji yağmurdan söz etmedi hiç.

 

Gelirken hava bulutlu da değildi ki…

 

 

KANARYA:

 

Peki, ne yapacağız şimdi?

 

 

TAVŞANCIK:

 

Hiç, ıslanacağız.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Şuna bak. Küçük Kaplumbağa kabuğundan başını çıkartmış, keyifle yağmuru seyrediyor.

 

 

KARGACIK:

 

E, bu onun hakkı. Evinin sırtında taşımanın ödülünü alıyor.

 

 

MIYAV HANIM

 

Yağmur öyle hızlı yağıyor ki… Sanırsınız gök delindi…

 

 

TAVŞANCIK:

 

Hey, şansa bakın! Yağmur durdu!

 

 

KANARYA:

 

Yaşasın, yağmur durdu!

 

 

HAVHAV BEY:

 

Yağmur durdu, yağmur durdu!

 

 

MIYAV HANIM

 

Durdu ama bu arada hepimiz de sırılsıklam olduk.

 

 

KANARYA:

 

Ben bir an önce kurulanmazsam hasta olabilirim. O zaman da sesim bozulur. Bana izin arkadaşlar. Hoşça kalııın… (Uçarak sahneden çıkar.)

 

 

KARGACIK:

 

Bana da bana da izin… Benim de sesim bozulabilir… (Uçarak sahneden çıkar.)

 

 

TAVŞANCIK:

 

Durun, bizi bekleyin…

 

 

HAVHAV BEY:

 

Şuraya bakın şuraya bakın çocuklar. Gök kuşağı oluşmuş.

 

 

MIYAV HANIM

 

Ne çok rengi var gök kuşağının!

 

 

TAVŞANCIK:

 

Gök kuşağının altından geçen sonsuza kadar yaşarmış.

 

 

HAVHAV BEY:

 

Haydi, onun altından geçelim!

 

 

 

TAVŞANDAN BAŞKA HEPSİ KOŞARAK ÇIKAR.

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

Akılsızlar… Şimdiye kadar kim geçebilmiş gökkuşağının altından?.. Kim yaşamış sonsuza kadar?..

 

 

TAVŞANCIK:

 

Bunu biz de biliyoruz canım. Maksat oyun olsun! (Arkadaşlarının peşinden koşar.)

 

 

KÜÇÜK KAPLUMBAĞA:

 

(Sahnenin önüne gelir.) Haklı galiba… Ama olsun… Ben yine de mutluyum. Biliyor musunuz, yaşamından ilk kez mutluluk duyuyorum çocuklar. Neden mi? Bakın, yağmurda onlar ıslandı; ben ıslanmadım. (Kabuğunu okşar.) Evim evim, güzel evim… Sırtımda taşıdığım güzel evim… Sen olmasaydın ben de ıslanacaktım. Belki de hasta olacaktım. Seni çok seviyorum. Artık yük saymayacağım seni kendime. (İzleyenlere) Her şeyin güzel bir yanı var demek ki çocuklar… Bundan ders almalıyım. Karar veriyorum: Bundan sonra hiç bir şey için sızlanmayacağım. Evet, her şeyin güzel bir yanı var. Ne mutlu o güzelliği fark edene!

 

 

 

BİTTİ

 

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here