Akıllı Eşek (Çocuk Oyunu) (Fevzi Günenç)

FEVZİ GÜNENÇ

 

 

Pancarlı Mah. Milli Egemenlik Bulvarı 10. Cad.

 

 

Yunus Emre Sk. 1 Gülyuva Ap. D. 2

 

 

Şehitkâmil GAZİANTEP

 

 

Tel: 0342 338 16 18 0505 553 47 44

 

 

İleti: fev27@mynet.com – MSN: fevgun@hotmail.com

 

 

 

 

 

AKILLI EŞEK

 

 

(Sorumluluğun Ödülü)

 

 

 

BU OYUNDA KİMLER VAR

 

 

Kral

 

 

Vezir

 

 

1. İşçi

 

 

2. İşçi

 

 

3. İşçi:

 

 

Tüccar

 

 

Soylu Bey

 

 

Soylu Bayan

 

 

Pembe Palyaço

 

 

Mavi Palyaço

 

 

Arabacı

 

 

Kervancıbaşı

 

 

Köylü

 

 

Eşek

 

 

 

 

 

 

DEKOR:

 

 

DAĞLIK TEPELİK BİR YÖREDE, BİR YOL..

 

 

 

 

KRALLA VEZİRİ SAHNEYE GİRER.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

İşçiler geldi mi Vezirim?..

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Geldi Sevgili Kralımız. Az ötede emrinizi bekliyorlar.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Kayalar hazır mı?

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Kayalar da hazır.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Öyleyse durmasınlar, hemen gelsin işçiler. Bir an önce işe başlasınlar.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Tamam, gelsinler de sevgili Kralımız. Sizin ne yapmaya çalıştığınızı bir türlü anlayamadım.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Bunu anlayamayacak ne var canım Vezirim. Son zamanlarda nerdeyse herkes eşek kafalı olmaya başladı.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Herkes mi?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Herkes… Sen dahil.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

 (Üzgün) Yaaa…

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Acaba ülkemde eşek kafalı olmayan, adam gibi adam olan biri kalmış mı? Bunu anlamak istiyorum.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Nasıl anlayacaksınız bunu Sevgili Kralım.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Sorumluluk duygusu taşıyanlar adam gibi adamdır. Sorumluluk duygusu taşımayanlar eşek kafalıdır. Ülkemde bu sorumluluk duygusu taşıyan insan var mı? Bunu bir an önce öğreneceğim şimdi. Varsa onu ödüllendirmek istiyorum.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Anlayamadım ya, anladık diyelim… (Seslenir) Hey, oradakiler! Gelin buraya! Kayaları da getirin!

 

 

 

 

İŞÇİLER:

 

 

(Kucaklarında güçlükle taşıdıkları kayalar (Kartondan yapılmıştır) olduğu halde sahneye girerler.) Aaah!… Ooofff… Ooooyyy…

 

 

 

 

1. İŞÇİ:

 

 

Ne biçim akıl bu? Koca kayaları dağdan indir. Getir yolun üstüne bırak…

 

 

 

 

2. İŞÇİ:

 

 

Bizim kralımızda akıl varsa, ben dangalağım…

 

 

 

 

3. İŞÇİ:

 

 

Öyle söyleme… Krallar hiçbir işi boşuna yapmazlar.

 

 

 

 

1. İŞÇİ:

 

 

Vardır bu işte de bir iş.

 

 

 

 

2. İŞÇİ:

 

 

Vardır zahir…

 

 

 

 

3. İŞÇİ:

 

 

Vardır vardır…

 

 

 

 

(İşçiler kayaları sahnenin ortasına bırakarak, yolu kapatırlar.)

 

 

 

 

1. İŞÇİ:

 

 

İş Tamamdır sevgili Vezirimiz.

 

 

 

 

2. İŞÇİ:

 

 

İş Tamamdır sevgili Vezirimiz.

 

 

 

 

3. İŞÇİ:

 

 

İş Tamamdır sevgili Vezirimiz.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

İş Tamamdır sevgili Kralımız.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

O zaman gönder işçileri.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Siz artık gidebilirmişsiniz.

 

 

 

 

İŞÇİLER:

 

 

Var olun Sevgili Kralımız…

 

 

Var olun Sevgili Vezirimiz.

 

 

 

 

İçiler sahneden çıkar.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

(Kuşağından bir dolu bir kese çıkartır.)  Al şunu sevgili Vezirim.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Alayım sevgili kralım… Teşekkür ederim.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Sana değil o ahmak!

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Peki kime Sevgili Kralımız?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Sorumluluk sahibi birine…

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

(Kendi kendine) Amma tuhaf iş ha… (Kral’a) Merakımı hoş görün. Bu ağır kesenin içinde ne var? Taş Yok ya.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Elbette yok.

 

 

VEZİR:

 

 

(Sallar) Şıngır şıngır sesler çıkartıyor. Yanılmıyorsam bu kese altınlarla dolu.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Yanılmıyorsun…

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Peki, ne yapacağım bu keseyi ben, sevgili Kralım?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Şu kayalardan birinin altına koyacaksın.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Kayanın altına mı?.. Durun öyleyse ameleleri geri çağırayım.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Hayır hayır, bu işi sen yapacaksın.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Fakat neden?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Bunu bizden başkası bilmemeli…

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Ama bu kayaları kaldıramam ki ben.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Ben de sana yardım ederim canım.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Sizin kutlu elinize yazık değil mi Kralım?

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Boş ver şimdi kutlu eli sen. Yardım et de şuradaki kayanın ucunu kaldıralım.

 

 

KRALLA VEZİR, KAYANIN BİRİNİ UCUNDAN KALDIRIR.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Şimdi bırak keseyi kayanın altına.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

(Ağlamaklı) Bunu niçin yapıyoruz Sevgili Kralım?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Bırak dedim sana!

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Bırakmasam da kese bana kalsa …

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Bıraaak!

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

(Bir eliyle kayayı tutarken öbür eliyle keseyi kayanın altına bırakır.) Aaah, ah!.. Gitti altın dolu güzelim kese…

 

 

 

 

KRAL: Kayayı bırakıyoruuuz…

 

 

 

 

KAYAYI İNDİRİRLER.

 

 

 

 

VEZİR: (Bir ayağı kayanın ucunun altında kalır. Can yangısıyla bağırır.) Aaah!..

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Dikkatsizliğin sonu bu! Canın çok yandı mı?

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Yok, canım ona yanmadı. Canım kayanın altında kalan altın kesesine yandı.

 

 

 

 

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Bırak keseyi. Şimdi gel benimle vezirim. Şuradaki tepenin ardına saklanıp olacakları izleyelim.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Tamam… Şimdi de gitti güzelim yeni giysilerim. Temizlettirmek için temizlikçiye dünyanın parasını vermeliyim artık…

 

 

 

 

İKİSİ SAHNEDEN ÇIKAR. ÖBÜR KAPIDAN SOYLU BEY İLE SOYLU BAYAN GİRER.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

(Bağırır) Bu kayaları buraya kim koydu! Bu ne sorumsuzluktur böyle! Kralımız uyuyor mu? Kimse görmüyor mu yolun kapanmış olduğunu? Bununla biri ilgilenemez mi? Biz devlete niçin vergi veriyoruz! Bize hizmet edilmesi için değil mi?.. Bir yolu bile açamayanlar, bu ülkeyi nasıl yönetebilir?

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Lütfen sinirlenme tatlım. Söyleriz, arabacımız arabamızı kayanın etrafından dolaşırır.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Neden ama?.. Kısa yol varken neden yolumu uzatayım?

 

 

 

 

ARABACI:

 

 

(Sahneye girer) İsterseniz ben kayaları yoldan kaldırır, yolu açarım efendimiz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Olmaz! Bu iş senin işin mi? Hem tek başına üstesinden gelemezsin bunun?

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Biz de yardım ederiz kocacığım…

 

 

 

 

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Daha neler! Bir soylunun, onun sevgili soylu eşinin yollardan kaya süpürdüğü nerede görülmüş!

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Mecburuz… Başka ne yapabiliriz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Herkes kendi işine baksın lütfen! Sen arabacı! Arabanın yanına git! Ben şimdi suçluyu bulurum. Ona yaptığını ödettiririm. İşte, buldum bile! (Öteden gelen tüccara seslenir) Hey, siz! Kimsiniz?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

(Yakına gelince konuşur) Bir garip tüccarım efendimiz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Buraya bu kayaları sen mi döşedin?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Ne münasebet soylu beyimiz. Dış ülkelerden mal aldım. Onları satmak için ülkeme getiriyordum. Ama ne yazık ki yüklü deve katarımız burada takıldı kaldı.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Demek bu kayaları buraya sen koymadın?…

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Koymadım diyor ya soylu kocacığım. Adam niçin yalan söylesin.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Söyler bunlar. Her şeyi yaparlar, sonra da yapmadım, derler.

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Doğrusunu isteseniz efendimiz… Bunları buraya koyanları ben de merak ediyorum. Böyle bir şeyi niçin yaparlar anlayamıyorum. Kırk yıldan beri bu yoldan gider gelirim. Yolun hiç böyle kapandığını görmemiştim.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Demek sen yapmadın. Hım… Kim yapmış olabilir acaba? Kim olduğunu bir anlasam… Ona ne yapacağımı biliyorum ben.

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Ne yaparsınız efendiniz? Kellesini mi kopartırsınız?

 

 

SOYLU BEY

 

 

Hiç acımadan yaparım bunu.

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Yapın efendimiz, yapın! Kralımızın yollarını kapatmanın ne demek olduğunu öğrensin ahlaksızlar.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Sence kim yapmış olabilir bunu Tüccar?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Nereden bilebilirim efendimiz. Belki de Sevgili Kralımıza düşman olan biri yapmıştır.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Niçin yapsın ki böyle bir şeyi?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Halk kraldan hoşnutsuzluk göstersin diye…

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

(Bağırır) Kral uyuyor mu? Görmüyor mu, duymuyor mu bu rezaleti? Yolu bir an önce niçin açtırmıyor? Görevi halkının rahatlığı değil mi? Bu ülkede sorunsuz bir yolculuk yapamayacak mıyız?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Valla benim aklım o kadarına ermez bayım.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Sizin aklınız neye erer ki?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Mal alıp satmaya erer efendimiz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Tabii tabii. Bire alıp ona satmaya erer aklınız.

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Yok o kadar da değil artık. Belki bire alıp sekize. dokuza satabiliriz ama on’a satmayız bayım. Bu sahtekarlık olur, acımasızlık olur.

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Bire alıp sekize satınca sahtekârlık olmuyor mu?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Yok, olmuyor bayan.

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Dokuza satınca acımasızlık olmuyor mu?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Yok, olmuyor bayan.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Konumuz bu değil! Konuyu saptırmayın lütfen! Bu kayaları buraya kim boydu? Konu bu!

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Ben koydum!

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Kimdir o cüretkar!

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Benim ben!

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Sen kimsin?

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Görmüyor musun? Palyaçoyum. Pembe Palyaço derler bana.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Sen nereden çıktın?

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Çıkmadım, çıktık. Daha benim gibi niceleri var… Öbür ülkeden geliyoruz. Yolu kapatıp az öteye kamp kurduk. Bir eğlence grubuyuz biz. Bu ülkede de gösteriler yapacağız. Efendilerimizi eğlendireceğiz. Para kazanacağız.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Demek kayaları buraya sen döşedin.

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Aynen öyle oldu.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Peki, niçin yaptın bunu?

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Sizi kızdırmak için…

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Kızdırmak mı? Seni şaşkın seni! Şimdi kılıcımla kafanı uçurursam görürsün.

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Göremem göremem…

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Nasıl göremezsin!

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Kafam giderse nasıl görürüm?

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

(Sahneye girer) Bu palyaço yalan söylüyor Boylu bayımız. Bu kayaları buraya kendisi döşemedi.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Sen kimsin be?

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Ben de Mavi Palyaço’yum. Aynı gruptanız.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Bu döşemediyse kim döşedi peki, kayaları buraya.

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Ben döşedim.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Ne? Sen mi?

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Evet ben!

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Hayır, yalan söylüyor, ben döşedim.

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Ben ben!

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Durun kavga etmeyin lütfen. Suçu neden üstleniyorsunuz ki? Çok da sevimli şeylersiniz. Soylu kocam, bunu yapanın kafasını kesecek kılıcıyla. Korkmuyor musunuz?

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Korkmuyorum.

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Ben de korkmuyorum.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Deli bunlar!

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Bence de öyle…

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Hele anlayabildiniz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Gidin işinize.

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Olur… Bahşişimizi ver de gidelim.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Sizi maskaralar! Demek bahşiş kopartmak içindi bütün söyledikleriniz. Alın bakalım. On kuruş sana, On kuruş da sana.

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Teşekkürler soylu efendi.

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Meşekkürler soylu efendi.

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Ama on kuruş az değil mi?

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Çok bile. Şimdi bırakın da bu kötülüğü yapan asıl haini bulalım.

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Kayaları buraya koyan asıl haini mi?

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Evet…

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Ben bunu yapanı biliyorum.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Nereden biliyorsunuz?

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Biliyoruz. İşi becerirlerken gördük.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Kim koydu peki?

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Beş kuruş daha verirsen söyleriz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Al bakalım beş kuruşu…

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Hani bana hani bana.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Al sana da beş kuruş…

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Hayat ne kadar beleş değil mi? Sen bize beş kuruş vereceksin. Biz sana suçluyu söyleyeceğiz. Sen de kılıcınla onun kafasını koparacaksın.

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Yok arkadaş, yolu kapatana giderim, o bana yüz kuruş verir. Söylemiyorum işte. Yolu kimin kapattığını söylemiyorum.

 

 

 

 

SOYLU BEY: Alın Allahın belaları alın. İstediğiniz yüz kuruşsa işte yüz kuruş. Şimdi söyleyin bakalım yolu kim kapattı?

 

 

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Yolu mu?

 

 

 

 

SOYLU SEY:

 

 

Yolu…

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Kim kapattıydı Pembe Palyaço?

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Kim kapattıydı Mavi Palyaço?

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Valla ben kapatmadım.

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Ben de kapatmadım.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Benimle oyun mu oynuyorsunuz be!

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Evet!

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Bunu pahalı ödeyeceksiniz! (Kılıcını çeker üstlerine yürür.)

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

(Önüne geçer) Durun lütfen sevgili eşim. Elini kana bulama. Bunlar masum palyaçolar. Her şeyi, bizi eğlendirmek için yapıyorlar.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Ben hiç de eğlenmiyorum ama. Aksine sinirleniyorum.

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Ben eğleniyorum ama…

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Peki öyleyse… Tamam… Senin hatırın için bağışladım onları. Ama bu kayaları buraya kimin koyduğunu söyleyecekler.

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

E, siz de söyleyin artık çocuklar.

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Tamam, senin hatırın için söyleyeceğiz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Kim kapattı yolu?

 

 

 

 

PEMBE PALYAÇO:

 

 

Kral kapattı.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Ne kral mı?

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Kral mı?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Kral mı?

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Kral kendi yolunu niçin kapatsın ki?

 

 

 

 

MAVİ PALYAÇO:

 

 

Bilmem, kralın işine akıl erer mi?

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Akıl alacak gibi değil. Bir kral kendi yollarını kapattırıyor. Yurttaşları yollardan geçemiyorlar. Evlerine gidemiyorlar. Bu nasıl iştir!

 

 

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Daha fazla sinirlenme lütfen canım. Boşuna sinirleniyorsun. Şimdi tansiyonun yükselecek.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Yükseleceği kadar yükseldi zaten. Krala çıkacağım. Ona diyeceğim ki…

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Biraz sakinleş, bütün bunları evde düşünürüz. Haydi, yolumuza gidelim şimdi biz.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Haklısın. (Homurdanır) Kralı krala da şikayet edemem ki… Öyle ya yolu kapattıran kendisiymiş. Bunu niçin yaptı acaba?

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Vardır bir bildiği…

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Bu kez baltayı sert yere vurduk galiba…

 

 

 

 

SOYLU BAYAN:

 

 

Haydi kocacığım. Yapılacak tek şey bu kayaların çevresini dolaşmak.

 

 

 

 

SOYLU BEY:

 

 

Evet, çaresiz öyle yapacağız. Kaynın etrafını dolaşacağız. (Seslenir) Arabacı! Arabayı kayaların etrafından dolaştır!

 

 

 

 

TÜCCAR:

 

 

Ben de öyle yapayım bari. (Seslenir) Hey, Kervanbaşı! Develerin yönüne kayalara çevir! Kayaların etrafından dolaşıp geçeceğiz karşıya…

 

 

 

 

ARACACI KARTONDAN YAPILMIŞ BİR ARABAYI SÜREREK SOYLU BAYLA BAYANIN YANINA GELİR. SÖZÜM ONA ARABAYA BİNERLER.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ARABACI:

 

 

Madem yapılacak iş buydu… Baştan yapsaydık ya… Bu soylular saatlerce boş yere kendilerini niçin yiyip bitirir anlayamam. (Kırbacını şaklatır.) Deeeh! İleri… İleri, güzel atlarım! (Sahnenin içinde kayaların çevresini dolarak karşıya geçerler.)

 

 

 

 

KERVANCIBAŞI:

 

 

(Sahneye girer) Ho ha! Hooo haaa… Gelin güzel deveciklerim gelin… Efendimizin akılsız başının cezasını böyle hep biz çekeriz… Sabahtan beri on kere dolaşırdık bu kayaları. Boşuna zaman harcadık… (Kartondan yapılmış, yüklü develeri getirir, Tüccarla birlikte sahnenin içinde kayaların çevresini dolarak karşıya geçer; sahneden çıkar.)

 

 

 

 

KRALLA VEZİR SAHNEYE GİRER.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

(Üstünün başının tozunu silkeler) Kim dost kim düşman anlaşılıyor…

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Kim sorumlu, kim sorumsuz anlaşılıyor.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Bunlar sorumsuzlardı. Her şeyi devletten, kraldan bekliyorlar.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

İsteseydiler pek âlâ temizleyebilirlerdi yolu bu kayalardan.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

İyi ki temizlemediler.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Neden?

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Temizlerlerse bir kese dolusu altın da ortaya çıkacaktı.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Biz de bunu istiyoruz zaten…

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Çok beklemeyeceksiniz efendimiz. Beklenen sorumcu geldi işte.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Hani, nerede?

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

O benim ya… Şu kayanın altında inleyip duran zavallı keseciği… O altıncıklarla dolu zavallı keseciği…. Düşünüp duruyorum. Onu oradan kurtarmak için yanıp tutuşuyorum.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Ne Eşek kafalı adamsın vezirim! Aklın fikrin parada. O altınları oraya biz koyduk. Bir amacımız var ki koyduk. Sana verilmesi gerekseydi sana verirdik. Vezirlik diplomasını tımarhaneden mi aldın, nedir? Seni hangi salak vezir yapmış anlayamadım.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Siz yaptınız ya efendim.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Hımmmm… Desene bende de var kaçıklık.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Estağfurullah efendimiz. Tımarhanede ne işiniz var sizin.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Doğru, bir ülkeye bir kaçık yeter. Canım vezirim, neden her şeyi zor anlıyorsun. Sorumluluk sahibi, dürüst bir insan çıkmasını bekliyoruz burada. Paraya konmak isteyen birini değil!

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Ama orada da o kadar çok para var ki… Benim üç aylık maaşımdan fazla! Bunu düşündükçe dayanamıyorum…

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Aklını başına topla. (İç çeker) Bekleyelim bakalım. Belki sorumluluğun ne olduğunu bilen, dürüst biri çıkar. Ülkemdeki bütün insanlar sorumsuz değil ya. Gel, biraz daha gizlenelim bakalım şurada…

 

 

 

 

ÇIKARLAR.

 

 

 

 

KÖYLÜ: Eşeğinin sırtında sahneye girer. Kayaların yanına gelince eşeği durdurur.) Çüüüş.,.. Çüş dedim sana küheylan, çüş yahu! Kendini Rosinante mi sandın? (Kendi kedini söylenir) Buraya bu kayaları kim koymuş acaba?

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Ben koymadım herhalde.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Sen koydun diyen kim canım Karakaçanım. Diyeceğim, daha giderken burada kaya-maya yoktu. Anlaşıldı… Biri bize idman yapmamız gerektiğini hatırlatmak istiyor. Biz de yaparız canım… Ne demiş atalarımız? İşleyen demir ışıldar.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Bana ilişme de sen istediğin kadar işle, istediğin kadar ışılda efendi.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Kusura bakma, Seni biraz yalnız bırakacağım. Sen şuradaki olmayan otları kemire dur. Ben yolu kayalardan temizleyeyim. (Büyük enerji harcayarak kayaları bir bir kaldırıp kenara bırakır. Yolu açar)

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Ham hum… Ham hum… Bu olmayan otlar da ne kadar tatlıymış… (Köylüye) Vay be… Meğer sen meymişsin sahipciğim… Herkül müsün, nesin!

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Eh, biz de kendinize göre bir pehlivanız… Taşların hepsini temizledik Karakaçancım… Bi tane kaldı. Buna tek başıma gücüm yetmez.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Eh, eşek değiliz ya, onu kaldırırken de biz yardım ederiz herhalde sana.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Sen eşeklerin en kralısın eşekciğim.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Teşekkür ederim de…

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Eeee?

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

İkide bir bana eşek olduğumu hatırlatmasan…

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Ne var ki bunda.? Eşek değil misin?

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Eşeğim ama… Hani başkaları eşeği hafifsiyor ya. Onun için…

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Sen herkese bakma dostum. Senden iyi dost bulunmaz. Bu biiir… İkincisi sendeki güç kuvvet kimsede yok.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Şişir hele beni… İş yapacağız ya…

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Yok valla, onun için değil. Sen söyle şimdi bana. Sendeki bu gözler,  bu kaşlar kimde var?

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Bak bu konuda iddialıyım işte.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Neyse uzatmayalım.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Uzat uzat…

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Yok uzatmayayım. Sen sırtına bağlayacağım bu ipi benimle birlikte çek yeter.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Tamam canım. O iş kolay.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

(İpin bir ucunu kayaya, bir ucunu eşeğe bağlar. Sonra eşekle birlikte çeker.) Iııh… Ha gayret Karakaçancığım… Bunu da kaldırırsak yol tamamen temizlenmiş olacak. Haydi gayret, bir, iki, üç… İşte olduuu!.. Bak sanki kaya kartondanmış gibi nasıl geliyor kenara. Dayanışmanın önemi bu işte. Tek elin nesi var? İki elin sesi var.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

O kayanın altındaki nedir öyle sahip?

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Sahi, kayanın altından bir şey çıktı. (Eğilir alır.) Aaa, bir kese bu!

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Para kesesi mi?..

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Öyle gibi görünüyor.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

İçinde altın maltın olmasın sakın.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

(Sallar) Sesine bakarsan içindekiler altın.

 

 

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Valla meraklandım. Aç şunu da bakalım.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Açmak doğru olur mu?

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Yanlış neresinde bunun? Dağ başında bir kayanın altında bir kese bulduk. İçinden ne çıkarsa şansına artık.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

 (Açar) Aaa! Gerçekten altın bunlar. Kesenin içi altınla dolu eşekçiğim!

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Birlikte bulduk, yarısı benim.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Altını ne yapacaksın be Karakaçan. Sen bir eşeksin.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Eşeğiz diye paraya ihtiyacımız olmaz mı? Arpabank’a yatırırım, ömür boyunca geliriyle arpa alır yerim.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Çok adamdan akıllısın valla. Ama ben yine de bu kesenin sahibini bulmaktan yanayım.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Boşuna tartışıyorsunuz arkadaşlar.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Siz kimsiniz Bayım?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Kime benziyorum?

 

 

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Kellenize, kulağınıza bakılırsa önemli birine benziyorsunuz.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Höst! Eşek kafalı eşek! Krala benziyor bu iyi insan.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Aynen öyle. Ben bu ülkenin kralıyım. Bu da Vezirim.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Eğer siz bu ülkenin kralıysanız, ben de Eşekler Kralıyım. Bu efendi de benim kizirim.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Olabilirsiniz, neden olmasın!

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Sizin de eteğiniz neden taşla dolmasın?

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Ağzını topla eşek! Canına mı susadın! Gerçekten Saygın Kralımız o!

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Siz ona bakmayın Baylar. Ne de olsa Eşek… Eşeğin kusuruna bakılmaz.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Haklısın köylü Yurttaş…

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Aman ne iyi oldu da rastladık size!

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Neden?

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Bu ülke sizin… Bu ülkenin dağında taşında ne bulunursa sizin sayılır. Biz de bir kese altın bulduk. Sanırım bunu size vermemiz gerekir.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Gerekmez.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Neden?..

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Çünkü o keseyi oraya koyan zaten benim.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

İyi ya işte kesenizi buldum, size geri veriyorum.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Onu oraya bana veresin diye koymadım ki?

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Ya niçin koydunuz Sayın Kralım?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Sorumluluk sahibi, dürüst  bir yurttaşın, kayaları yoldan temizlemesini umuyordum. Umudum boşa çıkmadı. Bunu siz yaptınız. Keseyi oraya ödül olarak koymuştum. Bu ödül de sizin oldu.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Keseyi önce ben gördüm. Altınlara ortağız… Değil mi sahip? O zaman altınlar da ikimizin olur, değil mi sevgili Kralımız?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Adam gibi eşek bu eşek valla… Evet, Eşek Bey doğru söylüyor. Altınlar ikinizin.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Valla ne desem bilmem ki… Ben yoksul bir köylüyüm. Bu kadar parayı ne yaparım, bilmiyorum.

 

 

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Sana onu da biz öğretecek değiliz ya…

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Altınlarını sen de Arpabanka yatır sahip! Her ay yeteri kadar arpa alıp geçinir gidersin.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Arpayı ne yapayım canım!

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Yersin…

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Eşek miyim ben?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Eşek değilsin ama gereğinden de fazla dürüstsün. Al keseyi, git şehire. Çoluk çocuğunun nelere ihtiyacı varsa al. Bu kadar parayla ömrünün sonuna kadar mutluluk içinde yaşarsın.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Çalışmadan yaşayamam ben Kralım.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Bir yandan da çalış canım. Elini tutan mı var?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Görüyorsun Değil mi Vezir… Ülkemde sorumluluk sahibi güzel insanlar da varmış! (Köylüye) Bu dürüstlüğüne bayıldım Köylü. Ülkemin aç gözlü olmayan, dürüst vezirlere ihtiyacı var. Seni kendime Baş Vezir yapıyorum. 

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Peki ben ne olacağım efendimiz?

 

 

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Sen de efendimin eşeği olursun. Ben kendimi emekliye ayırıyorum. Nasıl olsa bana ömür boyu yeterli arpa alacak kadar param var artık.

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

Yok canım adamdan eşek olur mu?

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Kralımız benim için söyledi ya… Adam gibi eşeksin, dedi, duymadın mı? Eşekten adam oluyor da, adamdan eşek niçin olmasın?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Sen çok akıllı bir eşeksin güzel eşek. Seni de kendime danışman yapıyorum.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Arpa da alacak mıyım?

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Almaz olur musun? İyi bir Kral, kimseyi karşılıksız çalıştırmaz.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

İyi öyleyse… Fazla arpa göz çıkartmaz. Kabul…

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Buyurun öyleyse saraya gidiyoruz.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Siz önden buyurun Sayın Kralım.

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Yok yok… Misafirsiniz, siz önden buyurun.

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Olmaz, siz buyurun.

 

 

 

 

 

 

KRAL:

 

 

Siz buyurun lütfen…

 

 

 

 

VEZİR:

 

 

(Eşeğe) Yeter be! Kralımız “buyurun” dedi ya… Onun her isteği emirdir!

 

 

 

 

EŞEK:

 

 

Tamam canım, tamam… Buyurduk… Bağıracak ne var şimdi? (Sahnenin önüne gelir, izleyicilere seslenir.) Kralın emri üzerine hep birlikte şarkılar söyleyerek Saraya gittik. Kralımız orada bize güzel odalar verdi. Ömrümüzde görmediğimiz rahatlığı gördük.

 

 

 

 

KÖYLÜ:

 

 

Ne güzel bir şeymiş meğer sorumluluk sahibi olmak. Sorumluluk sahibi olmanın ödülü de böyle büyük oluyor demek… Haydi çocuklar, şimdi sıra sizde. Siz de her zaman sorumluluk sahibi olun. Bir gün ödülünü alırsınız bunun.

 

 

 

 

BİTTİ

 


Paylaş   <img border=0 src=”galeri/face

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here