Röportaj : Nejat İşler (Ulusoy Dergisi)

Çıplak geldim, çıplak gideceğim…”

– Siyasal bilimler okumak istemişsiniz, sonra kendinizi konservatuvarda bulmuşsunuz…

– Ben çocukluğumdan beridir öyle bilmiş bilmiş konuşurum. Beş yaşından beridir hep gazete okurum. Hâlâ da öyle… Sabah iki gazete okumadan ayılmam. Önce ilgileniyorsun, sonra fikir yürütmeye başlıyorsun, sonra da uygulama ihtiyacı duyuyorsun. Uygulamak için de o işi yapman gerekiyor.

– Peki neden olmadı?


– İyi ki de kazanmamışım, bu işi yapıyorum. Daha iyi oldu…

– Şöyle dönüp bakınca hiçbir şey için ayak dirememişsiniz, her şey hep tesadüfen olmuş sanki…

– Öyle, hayat da öyle değil mi? Hiçbir şeyi kasarak yapmadım şimdiye kadar. Zaman karşılaştırıyor bir yerde. Kader mi, tesadüf mü, bilmiyorum artık…

– Bir ara kendi tiyatronuzu kurmuşsunuz. Tiyatro bu kadar önemliyken bir anda setten sete koşuşturur oldunuz…

– Şimdi para kazanma zamanı. Para kazanmayı bitirdikten sonra o işi yapmaya devam edeceğiz.

– Tiyatro, sinema, TV… Hangisi ağır basıyor?

-Tiyatro ağır basıyor. Sinema da benim için önemli. Televizyon para sadece.

– Bu işi sadece para kazanmak için yapmak bir yerden sonra sıkmıyor mu?

– Ben televizyonda para kazanmak için varım. Ticari kaygım hiç yok. Televizyona girdiğim anda para kazanacağımı biliyorum. Riske atmıyorum kendimi. Sanki bir yerden para almaya gidiyorum gibi. Televizyonda oyunculuk falan da yapmıyorum, bence kimse de yapmıyor. Yaptığını sanan yanılır. Büyük bir aldanma olur bu.

– Peki para kazanmak için tiyatroyu ertelemek?

– Valla askere gittiğim zaman da kendimi kötü hissediyordum, ama yapacak bir şey yoktu. Askerlik bitecekti ve hayata dönecektik. Bunun gibi hissediyoruz, askerlik gibi…

– Şu ana kadar yaptığınız işlerden memnun musunuz?

– Evet. Nedenim belli çünkü, ben nedensiz iş yapmam. Mesela iyi ki de Mavi Jeans reklamını çekmişim, şimdi bir çocuğum var. (Nejat İşler’in çocuğum dediği şey Galatasaray’da iki arkadaşıyla birlikte açtığı Tezgah isimli kitap-cafe.)

– Para hayatınızı nasıl değiştirdi, eskiden parasız bir adamdınız?

– Sadece zamanı daha hızlı hareket ettiriyor…

– Denge sağlayamadığınız oluyor mu?

– Hayır… Ben hayat standartlarımı geliştirmek için para kazanmıyorum. Amacım zamanı satın almak. Mülk edinmek gibi bir derdim yok. Mülkiyet hırsızlık gibi bir şey.

– Bir şeye sahip olmak neden rahatsız ediyor?

– Sevmiyorum işte. Biz kuşak olarak böyleyiz. Bize sevmeyi, bir şeylere bağlanmayı öğretmediler. O tarafımız gelişmedi. Benim tek bir düşüncem var; çıplak geldim, çıplak gideceğim…

– Eskiden insanlarla yüz yüze geçiyordu hayatınız. Şimdi setler arasında mekik dokuyorsunuz…

– Ben hayatımda hiç bu kadar çalışmamıştım. Ama dedim ya askerlik gibi işte. Onun dışında değişen bir şey yok. Hâlâ aynı adamlarla görüşüyorum, aynı şeyleri giyiniyorum, aynı şeyleri yiyorum… Sadece ben bu işi yapıyorum.

-Gerçekten değişmedi mi?

– Hayır; çünkü nerede, niçin olduğumu biliyorum. Bana, 30 yaşında sen iyi oyuncusun demeye başladılar. 21’imde deselerdi belki başka türlü olurdu. Şimdi bana ‘çok iyi oyuncusun’ diyen birine, ‘sen oyuncu görmemişsin’ diyesim geliyor.

– Yolda yürürken insanların dönüp dönüp bakması nasıl bir duygu?

– Benim için sıkıcı bir durum. Otobüse biniyorsunuz ama hemen iniyorsunuz. Çünkü insanlar hayatın seyrinde ilerleyemiyorlar, ben insanları seyredemiyorum. Oysa en çok sevdiğim şey insanları seyretmek. Ondan mahrum kaldım.

– Popüler olmak gibi bir derdiniz yok…

– Sevmiyorum, çok çabuk tüketiliyorsunuz. Bazen günde 8 – 10 tane röportaj teklifi geliyor. Ben kendimi anlatmak zorunda kalmamalıyım. Arkadaşlarıma anlatmıyorum, niye insanlara anlatayım ki?

– Bu meslekte popüler olmak avantaj değil mi?

– Ben piyasanın içinde değil, kenarındayım… İşimi yapıp çıkıyorum. Burada da bir kotam var, o dolunca yine gideceğim. İleriye dönük kimseye borçlanmazsanız rahat hareket edersiniz. Evet, emeği geçenler oldu, ama kimseye borçlu değilim…

– O zaman ne yapacaksınız?

– Dükkanla ilgilenirim, kitap satarım. Tiyatro olur tiyatro yaparım, film gelir film çekerim…

– Kitap satmak mı, oyunculuk mu?

– Tabii ki kitap satmak.

– Oyunculuk yapmasanız da olur mu yani?

– Oyunculukla ilgili hiçbir hedef koymadım kendime. Ama ne gariptir ki hep oyunculukla bir yerlere gidiyorum.

– Her şeyi bırakıp tezgahın başına dönmek elinizde ama…

– Herkesin her şeyi unutabileceğini bilsem bir an bile düşünmeden tezgahımın başına geçerdim.

– Bir sene sonrasını düşünüyor musunuz peki?


– Hayır. Ama ne yapmak istediğimi biliyorum, sadece yapmak istediğim şeyi biraz erteliyorum. Ben zamanın gücüne inanırım, o zaman gelecektir, mutlaka gelecektir, şimdiye kadar hep geldi.

– Ne yapmak istiyorsunuz?

– Mesela tiyatro…

– Nasıl bir tiyatro?

– Biz antitiyatro yapacağız. Tiyatronun kalıplarıyla alay edeceğiz. Her şey doğaçlama olacak. Seyirciyle bire bir yaşayacağız. Klasik tiyatro gibi yapmayacağız.

– Siz de konservatuvar ve Devlet Tiyatroları geleneğinden geliyorsunuz…

– O bir eğitim, onu almak zorundasınız. Siz bir kereste olarak giriyorsunuz, yontularak çıkıyorsunuz… Ondan sonra da yaptıklarınızla kendinize şekil vermeye başlarsınız. Giderken bir yere çarparsınız, bir yeriniz çizilir. O çizik seni sen yapar.

– Oyun yazarlığı devam ediyor mu?


– Şu anda değil, ama kafada yazmaya devam.

– Bundan sonrası için sinema mı tiyatro mu ön planda olacak?


– Önce tiyatro. Çünkü sinema şu anda bana ait bir şey değil, sinemada hala oyuncu olarak varım. Tiyatroda böyle değil; yazıyorum, çiziyorum o daha çok hakim olduğum bir konu. Ama sinemaya da bir gün her yönüyle hakim olmak isterim.

– Sinemanın yeni jönlerinden biri olarak görülmek kulağa nasıl geliyor?

– Komik geliyor, hiç beni ilgilendiren bir mevzu değil. Ben takımı kurtarmaya gelmedim. Ben top oynarım, ama takımı kurtaracak golcü değilim.

– Popüler kültürle aranız nasıl?

– Popüler kültürden uzak duramazsınız. Böyle bir duruş yok… Sadece bunun farkına varıp bir mesafe koyabilmek önemli… Ben yaptığım her şeyde kendime nefes alabilecek alanlar yaratıyorum. Başka türlü baş edemezsiniz yoksa.

– Gündelik hayatınızda olmamasını istediğiniz şeyler neler?

– Nezaket eksikliği ve anlayışsızlık… Keşke bunlar olmasa. Bir de hepimizin sakinleşmesi lazım. Kristal sarayına girmiş bir fil gibi yürüyoruz. Biraz ağır ağır gitmeliyiz, zarar vermemek lazım…

– Gezi dergisi, sormadan olmaz. Geziyle aranız nasıl? Sık sık seyahat eder misiniz?

– Gezmeyi çok seviyorum. Eskiden çok gezerdim. Hayatla ilgili tek amacım 40 yaşımdan sonra dünyayı gezebilecek koşullara sahip olmak.

– Ya İstanbul?

– Eskiden çok dolaşırdım, birçok yerini de iyi bilirim. Ama şimdi pek vakit bulamıyorum. Binlerce yıldır tecavüze uğruyor, ordular girip çıkıyor… Onca kıyıma rağmen nasıl bu kadar güzel, anlamıyorum.

– Sanki mutsuz bir adamsınız…

– Ben dünyanın bir parçasıyım, şurayla ve bedenimle sınırlı değilim. Bir şeyler yanlış gidiyor, birileri acı çekiyor… Ben de çekiyorum aynı acıyı. Altıma son model bir araba çekip, güzel bir ev alınca mutlu mu olacağım yani? Hayır olmam. Aramızda mutlu olanlar varsa zekalarından şüphe ederim, bir de gözlerinden. Çünkü iyi görmüyorlardır.

– Peki gezdiğinizde mutlu olacak mısınız?

– Mutlu değil de, iyi hissedeceğim kendimi… Her yere gidip, her şeyi görmek istiyorum. Belki de daha mutsuz olacağım. Ben Yurtdışında da bir şeyler yapmak istiyorum. Tiyatro olur, sinema olur… Ama sadece Avrupa’da ya da Amerika’da değil. Uzakdoğu’da, Ortadaoğu’da da bir şeyler yapmak isterim. Bu da iyi bir dolaşma yöntemi olabilir (gülüyor).

-Bir yerde tiyatro yaparken ölmek istediğinizi okumuştum…

– Haftanın 7 günü durmaksızın oyun oynayabileceğim bir tiyatro mekanım olsun istiyorum. Eğer her gün tiyatro yaparsam, zaten kaçarı yok ölürüm. Bu da iyi bir intihar yöntemi olabilir (gülüyor)


Paylaş   
Paylaş

HENÜZ YORUM YOK