Karakter Tahlil Tablosu (Kemal Oruç)

Oynayacağınız tiratlar için aşağıdaki sorulara kesin ve net cevaplar verebilmelisiniz. Tabloya göre tahlil yaptığınızda oynayacağınız karakteri derinlemesine tanır ve anlarsınız. Genelde rol uygulamaları aşağıdaki tabloya göre yapılır.

 

 

Bir tabloyu oluşturan 5 eleman vardır. Bu beş eleman: kim, ne, nerede, ne zaman, niçin ve nasıl’dır.

 

 

Neden karakter analizi yaparız?

 

 

Düşünün ki bize bir doğaçlama konusu verildiğinde 15 – 20 saniye düşünüp imgelem yoluyla dakikalarca doğaç yapabiliyoruz. Daha önce gözlemlediğimiz bir şeyi aklımıza geldiğince doğaçlayabiliyoruz. 15 – 20 saniyeyle biz dakikalarca doğaç yapabiliyorsak, gerçekten bütün ayrıntılarını bildiğimiz bir konuyu (analiz edilmiş) kusursuz bir şekilde oynayabiliriz.

 

 

 

 

KİM?

 

 

 

1-) Ben (Kendim)

 

 

2-) Ben (Tecrübem)

 

 

3 ) Yaşım

 

 

4 ) Geçmişim

 

 

 

 

KARAKTERİN ŞARTLARI

 

 

1-) Dış şartlar (görünüş, tavır, yaşayış şekli)

 

 

2-) İç şartlar (düşünce, hissetme)

 

 

NE?

 

 

1-) Olayın geçtiği yer (zaman)

 

 

2-) Sınıfı

 

 

3- ) Komik

 

 

4-) Dramatik

 

 

5-) Görüşe bağlı durumlar

 

 

 

 

Amaç: Ne, aktörün amacıdır. Aktör neyi göstermek istiyor?

 

 

 

 

Düğüm ve Uyum: Sahnede neyin olduğunu düşündüğümüz zaman uyumu buluruz. ( Ofisteki patronun dikte etmesi, sekreterin yazması gibi) Eğer bu uyum bozulursa düğüm olur.

 

 

 

 

NEREDE?

 

 

Oyunun içinde geçtiği çağı, çağın özelliklerini davranış biçimlerini ortaya çıkartır.

 

 

1 ) Genel olarak

 

 

2 ) Yaklaşık olarak

 

 

3) Şu anda nerede

 

 

 

 

NE ZAMAN?

 

 

Tarihte zaman

 

 

1)Milattan Önce

 

 

2) Rönesans

 

 

3) Kesin tarih (y.y.I0.yıl.)

 

 

4) Mevsim (Yaz davranışı ile kış davranışı başkadır. Bu yüzden mevsimi bulmak önemlidir.)

 

 

5)Saat kaçta?

 

 

 

 

 

 

NİÇİN?

 

 

Karakterin düşüncelerinin amacını açıklamayı zorlayacak. Böylece eylemin amacını ortaya çıkaracaktır.

 

 

 

 

NASIL?

 

 

Bu soruyu her noktada sorabiliriz. Örneğin, karakter nasıl yürür, konuşur, nasıl bir ortamda yetişmiştir? Veya yazar nasıl bir üslupla yazmış bu oyunu vs.

 

 

CİMRİ -MOLİERE

 

 

 

 

HARPAGON

 

 

 

Yetişin! Hırsız var! Yakalayın! Adam öldürüyorlar! Cankurtaran yok mu? Hak, adalet nerede? Allah yok mu? Vurdular! Canımı aldılar! Gırtlağımı kestiler! P aramı çaldılar, paramı! Kim çaldı kim? Ne oldu? Nerede? Nereye saklandı? Ne yapayım? Nasıl bulayım? Nereye koşayım? Nereye koşmayayım? Şurada mı acaba? Burada mı yoksa? Kim o? Dur! Yakaladım. Ver paralarımı haydut (kendi kendini yakalar) Eyvah! Benmişim yakaladığım.

 

 

Nerdeyim, bilmiyorum ki! Ben kimim? Ne yapıyorum? Bilmiyorum. Oldu bana olanlar! Param! Zavallı paracığım! Canım, sevgilim benim! Aldılar elimden seni! Sen olmayınca ben neye sığınırım artık, neyle avunur, neyle sevinirim? Her şey bitti benim için, dünyada yapacak işim kalmadı benim! Sensiz ne yaparım, nasıl yaşarım? Olacak şey mi?

 

 

Yaptılar bana, yapacaklarını! Dayanamam bu acıya, ölüyorum, öldüm, gömdüler beni! Diriltmek isteyen, yok mu beni, versinler paracık­larımı geri, ya da kimin aldığı söylensin. Ne var, ne var? Ne diy­orsunuz? Kimse yokmuş. Bu işi yapan bir hayli pusuda beklemiş, fırsat kollamış olmalı, ben tam di yezit oğlumla konuşurken yapmış yapacağını. Haydi durma git! Git, adalete başvur, sorguya çektir bütün evi. Hizmetçi kadınları, uşakları, oğlunu, kızını hatta kendini bile! Nedir bu kalabalık? Ne diye toplanmışlar buraya, kimin yüzüne baksam bir kuşku sarıyor içimi. Hepsi hırsızmış gibi geliyor bana. Ne o? Ne konuşuyorlar? Hırsızı mı görmüşler? Nedir o yukarıdaki gürültü? Hırsız orada mı yoksa? Ne olur, söyleyin bir gören varsa, Allah Rızası için söylesin Aranızda mı saklı yoksa? Hepsi bana bakıp bakıp gülüyor. Görürsünüz hepsinin parmağı var bu hırsızlıkta. Hadi, gelsin çabuk jandarmalar, polisler, tüfekler, hakimler, mahkemeler, işkenceler, darağaçları, cellatlar! Astıracağım, bütün dünyayı astıracağım. Yine de paramı bulamazsam kendi kendimi asacağım!

 

 

 

 

HARPAGON’UN KARAKTER TAHLİLİ

 

 

 

 

KİM?

 

 

Harpagon 55 – 60 yaşlarında. Cleante ve Elise’in babası. Harpagon hem soyut hem somut bir cimri. Somuttur. Çünkü Moliere onunla kendi çağının burjuva çevrelerinde rastlanabilecek, belki de rastladığı, konuştuğu insanı anlatıyor. Soyuttur. Çünkü Moliere onun cimrilik yanını zaman zaman karikatüre götüresiye belirtiyor, abartıyor. Harpagon’u dünyanın her çağında ve her yerindeki cimrilere benzetiyor. Kısacası BEN CİMRİYİM…

 

 

 

 

NE?

 

 

Olay, Fransa’da geçer. Sınıfı komedidir.

 

 

Moliere’ in yazdığı komedilerdendir. Plautus’un Çömlek’inden en benzer yerlerinden bile ayrılır, Durum aynı ama, insanların bize düşündürdükleri v. duyurdukları, yazarın niyetleri bambaşkadır. Plautus’ta eğlenceli olmakta kalan olay, Cimri’de bir insanın ve bir ailenin, dolayısıyla birçok insanın ve ailelerin iç ve dış yapısına bağlanıyor.

 

 

 

 

Amacım; Ne olursa olsun çalınan parama kavuşmaktır. Ona kavuşmak için herkesi, ailemi bile satarım.

 

 

 

 

 

 

NEREDE?

 

 

Fransa’da Versailles’ da evin içinde…

 

 

 

 

NE ZAMAN?

 

 

17. yüzyıl

 

 

 

 

NİÇİN?

 

 

Ben Harpagon olarak Marianne’ı çok seviyorum.

 

 

Onunla evlenmek istiyorum. Sonradan öğreniyorum, oğlum Cleante ile Marianne arasında gizli bir aşk varmış. Çılgına dönüyorum. Evlenmemeleri için herşeyi yapıyorum. Evlatlıktan bile atabiliyorum onu. Bana oyun yapıp oğlum Cleante ile uşağı La Fleche el ele verip paralarımı çalıyorlar. Para benim için her şey. Paralarımı bulmak için her şeyi yapıyorum.

 

 

Oğlum Cleante, Marianne ile evlenmeleri şartıyla paramı bana verebileceklerini söylüyorlar. Çok seviniyorum…

 

 

 

 

NASIL?

 

 

Nasıl yürüyor? Nasıl konuşuyor? Nasıl para kazanıyor?

 

 

 

 

 

ANARŞİSTİN KAZA SONUCU OLUMU – DARIO FO

 

 

DELİ

 

 

Ya demek öyle? Katılmanız mümkün değil mi? Öyleyse size ne diyeceğim biliyor musunuz? Sizi bırakıveririm ve siz de işin içinden kendi başınıza sıyrılırsınız. Sizin bileceğiniz iş! Her şeyi bana sergiledikleriniz doğrultusunda düzenlerim. O zaman şansınızın ne olacağını biliyor musunuz?

 

 

Böylesine sert ifadelerimi bağışlayın. Tam bir kar­gaşa! Evet, tamamıyle! Önce bir şey söyleyip, sonra ondan vazgeçiyorsunuz. Bir yorum yapıp, yarım saat sonra tam tersi başka pir şey anlatıyorsunuz. Kendi aranızda bile anlaşamıyorsunuz. Buradaki bir ifadeye göre anarşist aynı gün öğleden sonra pencereden at1amaya kalkmış, hem de sizin yanınız­da. Ama siz bu konuya en ufak bir şekilde bile değinmiyorsunuz. Tüm basına, televizyonlara yaptığınız açıklamaya bakın: “Doğal olarak, sorgu tutanakları tutulmamış. Çünkü sorguya çekecek zaman kalmamıştır.” Biraz sonra, birdenbire bir mucizeyle iki, üç tutanak ortaya çıkıyor. Anarşistin bizzat imzaladığı… Eğer bir sanık sizin yaptıklarınızın yarısı kadar ifade değiştirse; en hafifinden adamı gebertirdiniz! Bu arada, herkes sizin için ne düşünecek biliyor musunuz? Büyük şarlatan, düzenbaz olduğunuzu… doğal olarak sorgu yargıcından başka kim inanır size? Herkesin size neden inanmayacağını biliyor musunuz? Çünkü hikayelerinizin saçma sapanlığı bir yana, insani bir boyutu da yok da ondan. İnsani bir sıcaklığı da yok. Hiç kimse kocasının ölümünün “kendisine “neden bildirilmediğini soran anarşistin zavallı dul eşine verdiğiniz kaba cevabı unutmuyor. Hiçbir duygusal boyutu yok. Hiç biriniz bu şekilde ölüme gitmeyi istemezsiniz. Bir tebessüm, gözyaşı… bir şarkı bile olmadan! Oysa bütün bu yalanlar ağında düştüğünüz çelişkileri herkes hoş görebi1irdi. Yeter ki sizin de bir kalbiniz olduğunu, hissettirebilseydiniz. İki “yürekli insan”, bir an için polisliklerini bırakıp, anarşistle birlikte onun şarkısını söylüyorlar. Onu mutlu etmek için “Yurdumuz bütün cihandır bizim”. Kimin göz­leri yaşarmaz. Kim böyle benzeri bir hikayeyi duyduğunda unutulmaz isimlerinizi haykırmaz! Rica ediyorum! Kendi iyiliğiniz için. Soruşturma sizin lütfunuza göre ilerleyecek. Söyleyin!

 

 

 

DELİNİN KARAKTER TAHLİLİ

 

 

 

 

KİM?

 

 

On altı defa, tiyatro oyuncusu anlamına gelen Istromani hastalığı nedeniyle tedavi görmüştür. 30-35 yaşlarında oldukça zeki ve pek çok konuda bilgi sahibi bir kişidir. İçinde bulunduğu kişilik saplantısı nedeniyle hastalığını doğrularcasına kişilik yolcukları­ yapıyor. Giydiği bir gömlekle düşündüğü kişiliğe, kılığa giriyor ve bilgilerini girdiği kılıklar üzerinde denerken, sahte fakat kendi içinde var olan herkesi inandırıyor. Zekiliği ve geniş bil­gileriyle kelime oyunları, laf kalabalığı ve bilgin tavırlarıyla çevresindekileri çıkmaza sürüklüyor. Tutuklandığı, bu hünerleriyle onu sorgulayan ve sicilini defalarca tutuklanmasına rağmen bozulmamış gören komiseri deli koltuğuna oturtmuş gibi kafasında, çevirdikçe aklını bulandırıyor. Bilgin konuşmaları, tavırlarıyla, neredeyse, değiştirdiği kişiliklere komiseri de inandırıyor. Bir polis memuru, komiserin bir randevusu olduğunu, deliyi dışarı attıktan sonra hatırlatır. Evraklarını almak üzere odaya giren deli, odanın boş olduğunu görünce soruşturma dosyalarını karıştırır. İncelediği birkaç tutuklunun soruşturma dosyalarını yırtıp atarak onları serbest bırakır. Emniyet binası içinde­ki bir müdürün araması üzerine telefon çalar. Deli ismini söylemeden müdürü laf kalabalığı yaparak konuşturur. Ve bir anarşistin pencereden atıldığı iddia edilen emniyet binasına soruşturmayı yürütmek için bir müfettişin geleceğini, adının Anghan olduğunu sonra öğrenir.

 

 

Komiserin odada olmamasına rağmen varmış gibi davranarak telefonu ona vermeden onun ağzından konuşur. Ortalığı karıştırır. Bu davranışı müdürün, komisere bir yumruk atmasına neden olur. Telefon” kapattıktan sonra kayıtlara “Kaza Sonucu Ölüm” şeklinde geçen demiryolu görevlisi anarşistin dosyasını inceleyerek beklenen yargıç kılığına girer ve “anarşistin pencereden atıldığı iddia edilen fakat kayıtlara kaza sonucu ölüm” şeklinde geçen soruşturmayı yürütmek üzere olay yerine yargıç kişi­liğiyle giderek beklenen soruşturmayı (Bir zaman şaşırtmacası yaptığını söyleyerek)başlatır. Bir deli soruşturma yürütüyor. Karma karışıklığıyla önüne sunulan bazı tezleri çürütüyor. Eskiden halk farklı olan, bilge kişilere “deli” diye bir damga nitelendiğinde isim verip, dışlar dalga geçermiş. Bu deli dost, bunu ters çevirmiş görünüyor.

 

 

 

 

NE?

 

 

1-) “Bir Anarşistin Kaza. Sonucu Ölümü” 1969’da Milano’ da yaşanan ve on altı kişinin yaşamını yitirdiği Duomo Meydanı civarına konulan bomba sonrası polisin anarşistleri suçlaması, bunun üzerine aralarından birinin tutuklanmasıyla (anarşistin adı Giuseppe Pinelli) ve ardından tutuklanan anarşistin göza1tında tutulduğu emniyet müdürlüğünün penceresinden atılıp ölü bulunmasıyla gelişmiş, kayıtlara geçmiştir.

 

 

2-) Oyun bir komedidir. .

 

 

3-} Bir deli tutuklanıp da kendisini zekası ve bilmişliğiyle bulunduğu durumdan kurtarabiliyor.

 

 

tip1er değiştirerek bilgilerini kişilikler üzerinde denebiliyor. Buna herkes inanırken değiştirdiği mesleğe göre saygı, korku duyuyor. Oyun, biraz sis­temi eleştiriyor, bir delinin çevredeki akıllılardan daha akıllı olduğunu ve zekiliğiyle neler yapa­bildiğini seyirciye gösterebiliyor. Fakat sanat, bir şeyle sabit değildir. Bakış farklılıklarıyla ortaya atılan düşünceler olması gerekir. Bu farklılıkları olması sanatın geniş bir içerik taşıdığını gösterir.

 

 

 

 

 

NEREDE?

 

 

İtalya’da Milano’daki emniyet müdürlüğü binasında iki büroda geçerken, üçüncü büro yalnızca bir telefon konuşmasında anılıyor.

 

 

 

 

NE ZAMAN?

 

 

1969 yılında Aralık ayında olan bir olay sonrası olduğundan yeni bir yıla girilmiş olabilir. Bu nedenle 1969 -1970 sanırım Ocak veya Şubat aylarında geçmiş, soğuk kış gününde geçen bir oyun.

 

 

 

 

KEŞANLI ALİ DESTANI – HALDUNTANER

 

 

 

 

ZİLHA

 

 

Ne diyordum efendicağızıma söyleyim. Beni bu eve evlad-ı maneviyatlık aldılar. Bir çocuğu, bir de Şamama’yı gezdiriyorum. İşim o kadar. Şamama evin köpeği. Burada medeniyet varmış be. Eskiden ayaklarımı aydan aya yıkardım. Hem de çorabım i çıkarmadan. Oldu olacak ikisi birden yıkansın diye. Şimdi her gün banyo yapıyorum. Her, Allahın günü yıkanan deri ne kadar yumuşak olurmuş meğer. Amonyak kokusuna öyle alıştım ki, burada temiz hava ilkin ciğerlerime dokandı. (Gider, masanın üstünden bir resim alıp onu gösterir) Filiz’in babası Bülent Bey, illetli fakir, karısı evden kaçmış. Adam da böyle, sönmüş fenere dönmüş. İhya Bey doktorlara ne paralar yedirmiş, nafile. Melankoli diyorlar, düşman başına. Bana bazen tuhaf tuhaf koyun gibi bakar. (Taklidini yapar) Çok dokanıyor içime. Hani birinci perdede çişini bile unutan bunak profesör vardı ya, deli doktoruymuş meğer o. Küçük beye şimdi o bakıyor. İkide bir evde, benim kılık kıyafe­time bile karışıyor. Yok saçını şöyle tara, yok gözünü böyle boya. Deli mi ne? İhya Bey buba adam. Tuttuğu altın olsun neme lazım. Beni kızı gibi sever. “Sen bizim ailenin maskotusun kız” diyor, uğur getiriyormuşum diye arada bir makas da alır. Olacak artık o kadar. Madam Olga’ya tembihat geçmiş. Bana, oturup kalkma, konuşma öğretsin diye. Kim bilir belki de iyi bir kısmet çıkarsa sevabına everecekler. Dünyada hayır sahabları daha ölmedi. (Kapı vurulur) Madam galiba. Sen misin madamcığım, buyur.

 

 

ZİLHA’NIN KARAKTER TAHLİLİ

 

 

 

 

1-) Ben (kendim): Adım Zilha.

 

 

2-) Ben (tecrübem). Gözüm yükseklerde yaşa­dığım şartları beğenmiyorum. İnatçı, halkın deyimiyle deli bozuk Zilha derler bana.

 

 

3:) Yaşım: 20-23 yaş arası

 

 

4-) Geçmişim: Gecekondu mahallesinde yaşarken Şerif ablaya tuvaletleri temizlemesinde yardım edi­yordum ve bir gün: hayatım değişti. ‘

 

 

 

KARAKTERİN ŞARTLARI

 

 

 

 

1-) Dış şartlar: İnatçı, deli bozuk bir gecekondu kızıyım.

 

 

2:) Sınıfı: Epik (komedi).

 

 

Amaç: Gecekondu mahallesinden kurtulup, zen­gin bir kısmet bulup evlenmek. Neyim eksik onlar­dan? Böyle sefalet içinde mi geçecek ömrüm?

 

 

 

 

Düğüm: Gecekondu mahallesinde yaşarken bir anda zengin bir eve gidiyorum ve kılık kıyafetimden konuşmama kadar her şeyim değişiyor. Hayallerim gerçekleşiyor.

 

 

 

 

NE?

 

 

Olayın geçtiği yer Sinekli Mahallesi

 

 

Zengin bir evde

 

 

 

 

NE ZAMAN?

 

 

1-) Tarih, i 960’lı yıllarda geçiyor.

 

 

2-) Mevsim tahminen yaz.

 

 

3-) Öğle saatlerinde.

 

 

 

 

NİÇİN?

 

 

Ben Zilha olarak bir gecekondu mahallesinde yaşıyorum. Sevgilim, Ali dayımı öldürdüğü için ona olan sevgimin yanında nefret de oluştu. Bir gün zengin bir evde çalışmaya başladım ve evin beyefendisinin sayesinde medeniyet dersleri almaya başladım.

 

 

 

 

NASIL?

 

Yine bu soruyu her noktada sorabiliriz

—————–

 

Yılmaz Arıkan’ın Sahnede Bana da Yer Açın adlı kitabından alınmıştır.

 

Kemal ORUÇ

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here