Röportaj : Aydın ORAK (Müslüm ASLAN)

1- Okulda yerli mallarında oynadığın kısa skeçlerden bugüne epey zaman geçti. O günün Aydın Orak’ı skeçten tiyatro oyuncusu olacağını kestirmişmiydi kendisinde. Mesela benim kafamda yazmak diye bir şey yoktu ilkin herkesin klasik ütopyasındaydım ve idealim bir  futbolcu yada sesimin güzel olmamasına rağmen ses sanatçısı olmak gibi. Yani nede olsa ulusal bilinç olmadan önce birazda  iletişim araçlarının manipüle ettiği ve şekillendirdiği kimliksiz kişilerdik. Sende bu serüven nasıl olgunlaştı birazda anılardan hareketle bunu değerlendirir misin? İlk başta organizeli bir şekilde olmayan bu skeçlerden hangi muhtevaya daha yatkındın, komedi, trajedi vs…? 
 
İlkokuldaki yerli mallarında okul müdürünün taklitini yaparak yaptığım skeçler beni şimdiki tiyatrocu kimliğine getireceğini hiç düşünmemiştim ve tiyatrocu olmak gibi de bir idealim yoktu. İlginç ama o dönemde kendime hedef olarak seçtiğim bir idealim yoktu. Yani idealleri peşinde koşan bir çocuk değildim. Sanırım idealler benim peşimden koşuyordu. Bu ideallerden bir tanesi de tiyatroymuş. Yatıllı okulda okuduğum için, içine kapanık ve pek konuşmayı sevmeyen bir öğrenciydim. Çünkü gerek aile, gerek sistem, gerekse de okulun baskısı toplum olarak beni ve benim gibi çoğu insanı içine kapanık, utangaç ve kendini ifade etmede zorlanan insan tiplemelerini ortaya çıkarmış ve hala çıkarıyor maalesef. Sanırım sizinde dediğiniz gibi bizler o dönemin kimliksiz kişileriydik. Skeçlerle yola çıktım, 2000 yılında ciddi anlamda tiyatroyla tanışınca; tiyatronun skeç ve taklitten ibaret olmadığını anladım. Ve toplumda bilindiği gibi iki laf cambazlığıyla olabilecek işler olmadığını, tiyatronun dramatik ve sahneleme biçimiyle bir tür bilim olduğunu anlamam uzun sürmedi. Komedi veya trajedi oyunculuk ve oyun tarzlarına eşit mesafede olduğumu söyleyebilirim. Çünkü bilindiği üzere tiyatro yapmak ve tiyatrocu kimliği kazanmak, tiyatronun bütün boyutlarını yaparak ve bunun üstesinden gelerek, gerek komedi, gerek dram, gerekse de diğer tiyatro tarzlarını yaparak başarılı ve gerçek anlamda bir oyuncu olabilirsiniz. Aksi taktirde tek tip oyuncu olmaktan kurtulamazsınız.


2 -Hangi  düşüncelerden dolayı Tiyatro Avesta’yı  kurdun ve böyle bir oluşumun gerekliliğini anlatır mısın? Bunun açıklığa açımlanarak kavuştutulması gerekir. Sanırsam birçok kişi MKM’de yetişip yada ilk başta orada emek vererek, bağımsız ve kendi ayakları üzerine dikilerek çalışmalarını sürdüren arkadaşlarımızın bu tutumununun nedenlerini anlamak istiyecektir. 


Tiyatro Avesta bir gereklilikti kendi teatral duruşumuzu ifade etmek açısından. Çünkü tiyatro sanatı öyle bir sanat dalı ki, en küçük estetik görüş ayrılığını, tiyatroya bakış açısını ve kişisel çatışmayı kabul etmez ve kişi(oyuncu) arayışını ve seçimini bağımsız olmaktan yana koyar. Tiyatro Avesta’yı kurarken ilk ve tek amacımız Kürt Tiyatrosu’nda özgün, kendimizce deneysel ve örülen Kürt Tiyatro duvarına bir tuğla daha koymaktı. Tiyatronun olmazsa olması inandığın şeyi yapman ve inandığın şeyi sahnelemendir. Bence MKM’ler artıları ve eksileriyle Kürt sanatında birer konservuatuar görevi görüyor ve görmesi gerekiyor. Konseruvuatuar da bir sanatçı adayının mezun olma ve olgunlaşma süreci 4-5 yıldır. Ondan sonra sanatçı kendi olgunluğuyla diplomasını alır veya gider ödenekli tiyatroda oynar yada gider özel bir tiyatroda oynar. Ya da kendi tiyatrosunu kurar, kendi yağında kavrulur ve kendince o tiyatroda deneysel çabalarıyla yenilikçi bir çizgi tutturup kendi rüştüsünü ıspatlar. Bu durum MKM’ler için de geçerli. Çünkü sanatın gelişebilmesi için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Bu olmadığı müddütçe kısır döngüden kurtulamaz ve hep kendisini tekrar eder. Ben beş yılımı doldurdum ve MKM’den mezun olduğumu her defasında ve her ortamda söylüyorum. Bana ne mezunusun dediklerinde ise Mezopotamya Kültür Merkezi’nden mezunum diyorum. Bir oyuncu olarak MKM’den almam gerekeni aldığımı ve bundan sonra da aldıklarımın üstüne yeni şeyler eklemem gerektiğini düşünüyorum. Şunu da söyleyebilirim; Hiçkimsenin umrunda değil Kürt Tiyatrosu, herkes sembolik olarak günü kurtarmak için tiyatronun ne kadar önemli olduğunu dillendirmekten başka birşey yapmıyor. Bence günümüzde Kürt tiyatrocuların yaptığı “Don Kişot”luktan başka bişey değildir. Dünyanın hiçbir yerinde ödenek almadan tiyatro yapılmamıştır. Bu yıl Türkiye’de özel tiyatrolara devletin her yıl verdiği ödenek çıkmayınca tiyatro camiasında kıyametler koptu. Ve birçok tiyatro perdelerini açamadı. Peki Kürt tiyatrocular ödeneklerini nerden alacaklar ve kime isyan edecekler? Ve de perdelerini nasıl açacaklar?

 

3- Tiyatro alanındaki gelişmeler de yazımsallığın çıkış noktasıyla ilintilidir. Yasal olarak kurumların kurulmasının dönemine denk gelmektedir. O günden sonra değişik isimli tiyatro gruplarının etkinliklerine, turnelerine tanık olduk. Oluşumlar, etkinlikler ne kadar mesafe katetti. Kendilerini aşabildiler mi? Dönemsel sorunların afişe edilmesinde, diğer yandan didaktik bir anlayış mevcut mu? 
 
Evet, Türkiyeli Kürtler açısından değerlendirdiğimizde yasal olarak Kürt sanatı 1990’larda yapıldığını söylelebiliriz. Fakat o günden bugüne ne gelişti ve ne değişti sorusuna vereceğimiz cevap; Nicelik-çok, nitelik-az diyebiliriz. Çünkü sanatsal ve estetik anlayışımızı geliştiremedik. “Kürtçe olsunda gerisi önemli değil” yargısı bizi işin sanatsal duyarlılığından uzaklaştırdı ve bizi birbirine benzeyen ürünler çıkarmaya götürdü. Şu gerçekliğide gözardı edemeyiz; Kürtler tarih boyunca yapamadıklarını bu 15 yıllık dönemde yaptılar. Teatral anlamda birçok Kürtçe oyun sahnelendi. Kürt tiyatrosu açısından ilk dönemler ajit-prop oyunlarla yapılmaya başlanan Kürtçe oyunlar, zamanla kendisini yenileyen grup ve kişileri yenilik çizgileriyle olgunlaştırdı. Kendilerini kendi küçük dünyalarıyla besleyen kişileri ise teatral açısından yerinde saymasını beraberinde getirdi. Bu durumda ise işin asıl önemsenen yerin tamamen sahne görselliği, estetik kaygı ve teatral duruş olması gerekliliği olmalı.


4 -Tarihe bakıldığında birçok ressamın heykaltıraşlık da yaptığını heykelin yetmediği noktada resim, resmin daraltığı yerde önceki görevi devr alıyor. Hakketende sanatçılar çok yönlü ve birbirine yakın sosyaliteye maneven renk katan, siyasallığa etkide bulunan alanlarda güçlüdürler. Seninde hem yazarlık hemde tiyatro da etkinliğin var. Bunların 
birbirilerini tamamlama zincirini anlatırmısın biraz?
 
 
Şimdi bilindiği üzere tiyatronun branşlarından yazarlık, tiyatro eleştirmenliği, dramaturji vs. gibi alanların, hatta yönetmenlik ve oyunculuk yazıyla birebir ilişki içindedir. Ben oyunculukla beraber ve oyunculuğu besleyen unsurun yazı olduğunu düşünüyorum. Çünkü ister istemez oyuncu bir oyun tekstini veya oyunculukla ilgili bir araştırmayı yazının sonucu olarak okuması gerekiyor ve anlaması gerekiyor. Bence yazıyı nasıl okuman gerektiğini ancak yazarak gerçek anlamda anlayabilirsiniz. Biz Kürt tiyatrocuları biraz kompleci olmamız gerekiyor. Çünkü başka şansımız yok. Oyunculukla beraber oyun tekstlerini, oyun eleştiri yazılarını biz oyunculardan başka kimse yazmıyor ve yazmayacak gibi görünüyor. Bu bir süreçtir. Bu süreç böyle geçeceğe benziyor. Bu süreci işletmemiz gerekiyor. Oyunculuktan artan zamanlarımı yazarak değerlendiriyorum. Yani bütün enerji ve dinamiklerimle Kürt tiyatrosuna olabildiğince yararlı olmak istiyorum.

 

5- Bir kaç yıldır müzikte, yazımsallık alanında durgunluk ve bir tekrarın olduğunu görüyorum. Tiyatroyu da bunun arasına katarak. Bunun nedenleri nelerdir? Şimdi işin içinde olduğunuzdan dolayı eminim herkesten daha çok somut sorunları tespit etmekle birlikte çözüm formülleri de sunabilmeniz mümkündür. Bu konudaki düşüncelerin nelerdir? 


Şimdi Kürt tiyatrosu açısından yazıdan bahsetmek pek mümkün değil. Çünkü Kürtçe oyun teksti yazan yazarın olmadığını biliyoruz. Varsa da çok nadiren ve dramatik teatral tekstlerin çok alt düzeyde bir çizgide gidiyor olması işi daha da çok zorlaştırıyor.. Evet, son dönemlerde Kürtçe yazılımda baya bir gelişme var. Fakat tiyatro tekstleri yazan yazara bugüne kadar pek rastladığımı söyleyemem. Biz yine şu kanıya varıyoruz; Yukarıda da dediğim gibi bu dönemde Kürt tiyatrocuları kompleci olmak zorundalar. Yani oyunculuğun yanında dekor, kostüm, yönetmenlik ve yazarlık da yapma mecburiyetindeyiz. Bunun başka çözüm formülü olduğunu bilen varsa söylesin yapalım. Kürt tiyatrosu hep diğer dillerden oyun çevirip oynamayacak. Kendisini birazda kendi küllerinden yaratmalı ve kendi tiyatrosunun varlığını diğer dillerin tiyatrosunun seviyesine çekebilmelidir. Bu Kürt tiyatrosunun çıtasını yükseltmek için diğer dillerden eserleri Kürtçeye çevirip sahnelemeyeceğiz anlamına gelmiyor.



6- Müzik ve yazınsallık göz önüne alındığında, ikisinden daha azdır tiyatroya 
ilgi, bunun sebepleri nedir?
 


Bizler yani dünya yörüngesine göre doğulular, biraz daha yerele indirgersek Kürtler, tarihleri boyunca kültürlerini sözlü olarak çok zengin bir şekilde bugüne getirdiler. Fakat sadece sözlü olduğu için “söz uçar yazı kalır” rivayetinden yola çıkacak olursak günümüze pek bişey kaldığını söyleyemeyiz. Birkaç yazılı eserin dışında günümüze eski zamanlardan bişey kaldığını söyleyemeyiz. Hele tiyatro açısından hiç bir ideamız olamaz. Çünkü yarın adamlar bizden belgelerini isteyecekler. Doğu ile Batı arasındaki fark şu bence; Batılılar tarihlerinde oynadıkları teatral gösterileri yazdılar. Belge haline getirdiler. Doğulular ise daha eski olmalarına rağmen teatral anlamda oynadıklarını yazmadılar. Ve bu durumda tarihten günümüze kalan Batı tiyatrosu oldu. Çünkü kendileri akıllıca davranıp kendi tiyatrolarını hem tarihe hemde dünyaya mal ettiler. Çünkü ellerinde belgeleri var. Sofokles, Aiskhylos v.s’lerinin eserleri var. 


7- Çıktığınız turnelere gereken ilgi var mı? Yada bu ilginin katlanması için bütün iş siz tiyatrocularda mı bitiyor?



Maalesef bu böyle. Çünkü Kürt tiyatrocular kendi oynadıkları oyunlarını kendileri organize etmek zorunda. Kürtçe tiyatro ne ekonomik yardım, ne manevi destek, ne de gereken ilgiyi görüyor. Kürt oyuncular tiyatrolarının tüm yönleriyle ilgilenmek zorundalar. Aksi taktirde o tiyatroyu yapamayacak durumdalar. Turnelerimizde ilgi yoğunluğu var. Fakat olması gereken yerde değil. 


8-Yaşar Kemal’in “Teneke” adlı eserini çevirdiniz?  Bir yerde çeviri esnasında Yaşar Kemal mantığının Kürtçeye daha yatkın olduğunu belirtmişsiniz. Bu düşünceye nasıl vardınız? 


Yaşar Kemal’le ilk görüştüğümde benimle sohbetin başından sonuna kadar Kürtçe-Türkçe anılarından bahsetti. Ve bana bir dengbêji çağrıştırdı. Türkçenin arasına serpiştirdiği Kürtçe kelimeleri o kadar uyuyordu ki, bana bu iki dilin kardeşliğini; tıpkı iki kültürün birbirlerine kız alıp verme gibi birbirinden beslendiğini anımsattı. Yaşar Kemal Türkçe yazan bir Kürt yazardır.



9- Kitaplar ne aşamada sevgili Aydın, umduğun bir sahiplenmeyi görebildin mi? 
Ve diğer yandan hem yazımsal olarak hemde tiyatro bazında Aydın Orak’ın 
yeni projelerinden bahsetmek mümkün mü?
 


Kürtçe yayıncılığın kaderi ortada. Yani toplum olarak zaten az okuyan bir toplumuz. Bu Kürtçe olunca katlanıyor. En iyi Kürtçe kitap bile gereken ilgiyi göremiyor. Bu durumda benim kitaplarda aynı kaderi paylaşıyor. Yeni şiir kitabımı belli bir olgunluğa eriştikten sonra çıkarmak istiyorum. Kafamda tasarladığım bazı tiyatro eserlerini Kürtçeye çevirmek istiyorum. Ve bunu ilk defa size söylüyorum; Aziz Nesin’in “Sen Gara Değilsin”(Tu Ne Gara Yî) adlı oyununu ilk defa Kürtçe sahneleyeceğiz. Bu oyunun provalarına başladık. Yakın bir zaman zarfında sahnelemeyi planlıyoruz.



10- Sevgili Aydın bize söyleşi yapma imkanı tanıdığından dolayı sana çok teşekkür ederiz. Burada son olarak ilgililere söylemek istediğiniz belirtmek istediğiniz bir şey varmı? Çalışmalarında başarılarının devamını dileriz. Saygılar selamlar… 


Çok teşekürler. Güzel bir sohbete vesile oldunuz ve insanlarla duygu-düşüncelerimi paylaşmamı sağladığınız için teşekürler.  
 


AYDIN ORAK – BİYOGRAFİ 
 
Aydın Orak, 1982’de Nusaybin’de dünyaya geldi. Kimliksiz başladığı Nusaybin Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’ndan 1996’da kimlik ve ortaokul diplomasıyla mezun oldu. İlk ve ortaokulda, yerli mallarında ve sınıf eğlencelerinde yaptığı skeçler onun gelecekteki ‘Tiyatrocu’ kimliğini oluşturacaktı. 1996’da İstanbul’a çalışmaya giden Orak, enjeksiyon, triko, tekstil gibi işlerde çalıştı. Çalıştığı dönemlerde liseyi açık öğretimden okuyarak tamamladı. 1997’de HADEP Gençlik Kolları’nda tiyatroyla tanışır ve ilk


oyununu orda oynar. 2000’e kadar tekstil sektöründe çalıştı ve tiyatro çalışmalarına bu arada devam etti. Bunun sonrasında Mezopotamya Kültür Merkezi ‘nin düzenlediği 
tiyatro eğitimi kursu elemelerini başarıyla geçerek katılmayı hak kazanır. MKM Tiyatrolarının başarılı bir öğrencisi olarak çalışmalarını sürdüren Orak, Teatra Jiyana Nû’ya geçerek çalışmalarını sürdürür. Grubun ve kendisinin ilk tragedya oyunu olan Prometheusê Zincîrkirî (Zincira Vurulmuş Prometheus) oyununda Hermes ve Kratos karakterlerini oynadı. Bu oyunla Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali, Diyarbakır Kültür Sanat Festivali, Doğu Beyazıt Kültür ve Turizm Festivali ‘ne katıldı. Ahmet Cemal’in eğitmenliğindeki Bakırköy Belediyesi Genç Sanatlar Atölyesi ve çeşitli 
tiyatro atölyelerine katıldı. 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Türkiye’ye gelen dünyanın efsanevi tiyatro adamı Peter Brook’un atölyesine katıldı. Aydın Orak tiyatro çalışmalarını sürdürdüğü 2002 yılında ilk kamera deneyimini, Sala Nû Hinek Zû (Yeni Yıl Biraz Çabuk) adlı parodilerin çekimiyle başladı. “Çemberimde Gül Oya”, “Ağa Kızı” gibi ondan fazla televizyon dizisinde bölüm oyunculuğu yaptı.  Oynamaya başladığı bu rollerle kamera tecrübesini kazanan Orak, daha sonra karakter oyuncusu olarak Ahmet Soner’in çektiği Pervane adlı kısa film, Aykut Düz’ün Çalsın Davullar ve Erbay Gül’ün Vicdansızlar adlı televizyon filmlerinde rol aldı. Aynı yıl içinde Kar û Bêkar (İş ve İşsiz) ve Girav (Ada) isminde iki kişilik oyunda da rol alır. 
Tiyatro ve sinema oyunculuğu yanı sıra birçok konser ve 2005 Newroz sunuculuğunu yaptı. Birçok şiir dinletisi de gerçekleştiren Orak, müziğini Rojhan Beken’in yaptığı “Hestên Veşartî” (Saklı Duygular) adlı şiir klibi başta MMC müzik kanalı olmak üzere diğer televizyon kanallarında da yayınlandı. 
Aydın Orak, 2003’te birkaç arkadaşıyla Tiyatro Avesta’yı kurdu. “Bir İshaksın Bir Cemil” adlı oyunu sahneledi. 2005’te Hestên Veşartî (Saklı Duygular) adlı ilk Kürtçe şiir kitabını Berçem Yayınları’ndan yayınladı. Bu arada İstanbul Üniversitesi ÖKBK Tiyatro kolu öğrencilerine koçluk yapan Orak, yazdığı ‘Bişey Yapmalı’ adlı oyunu okul tatile girdiği için sahneleyemedi. 2006’da Özgür Gündem Gazetesi’nin Kültür-Sanat servisinde tiyatro ve sanat yazıları yazdı. Yazıları Azadiya Welat, Özgür Politika, 
Londra Olay Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi,  Amigra, Önsöz ve Esmer dergilerinde yayınlandı. 2006’da Bakırköy Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Oyunculuk sertifikasını aldı. En son kendi kurduğu Tiyatro Avesta’nın çıkardığı ve kendisinin Kürtçe’ye çevirip oynadığı Nikolay Gogol’un Rojnivîska Dînekî (Bir Delinin Güncesi) oyunuyla Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali ve birçok il ve ilçede sahneledi. Hala bu oyunun sahnelenmesine devam eden Orak, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler- Açık öğretim Fakültesi ‘nde okumaktadır. 2006’da Yaşar Kemal’in “Teneke” adlı tiyatro 
oyunu Kürtçeye çevirip Berçem Yayınlarından yayınladı. Aynı zamanda yönetmenlik yaptığı Teatra Arzela’yla “Deq” adında bir oyun sahneledi.

 

Müslüm ASLAN

Gölge Tiyatro

Paylaş   
Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here