Özdemir Nutku (Zeynep BAYRAKTUTAN)

YAŞAYAN TARİH HOCALARIN HOCASI : “ÖZDEMİR NUTKU”

Türkiye’de Tiyatro tarihinin son elli yıllına aşkın bir zaman dilimine oyuncu, yazar, çevirmen, yönetmen, eleştirmen ve akademisyen kimliği ile imza atan Prof. Dr Özdemir Nutku; Erzurum Devlet Tiyatrosunda bu sezonun ilk oyunu olarak Resimli Osmanlı Tarihi’ni sahneye koydu. 
 
Asistanlığını yaptığım Özdemir Hoca’nın yaklaşık bir buçuk ay süren her provası adeta bir tiyatro dersi niteliğindeydi. Okuldayken hocanın kuramsal kitaplarını ezberlemeye çalıştığımız o günleri düşününce, tiyatro tarihini, hocanın büyük ustalarla olan anılarını, kendi sesinden dinlemek çok daha zevkli ve kalıcıymış. Resimli Osmanlı tarihinin provalarının ardından hocayla uzun bir söyleşi yaptık. Mümkün olduğu kadar özetleyebildiğim sohbet tadındaki söyleşimizin, tiyatroyla ilgilenen herkesin dikkatini çekeceğini umuyorum.
 
Hocam ilk olarak Türkiye’de tiyatro üniversitelerinin öncülüğünü siz yaptınız. 60’lı yıllarda D.T.C.F, 70’li yıllarda İzmir, 90’lı yıllarda Erzurum, 2000’li yıllarda Kıbrıs. Akademisyenlik yönünüzle başlayan bu öncü hareketlerinize sizi yönelten nedir?
 
– Söz ettiğiniz tarihleri bile geç kalınmış olarak nitelendiriyorum. İlk piyon irimiz Muhsin Ertuğrul’dur.1954’te Yeni Delhi de yapılan uluslar arası tiyatro enstitüsünün kongresinde Muhsin Ertuğrul en büyük isteğinin tiyatronun üniversiteye girmesi olduğunu dile getirmiştir. Bunun üzerine Haldün Taner İstanbul. Üniversitesinde böyle bir bölümüm kurulması için müracaatta bulunmuştur.Fakat kimse dikkate almamıştır. 1958 de Bedrettin Tuncer, İrfan Şahinbaş, gibi büyük hocalar D.T.C.F’de tiyatro enstitüsünü kurdular Amerika’dan yazarlık hocaları getirttiler.Bizim de belli başlı oyun yazarları oradaydı. Aziz Nesin den tutun Turgut Özakman’a kadar, Cahit Atay, Orhan Asena, Çetin Atlan gibi. Bizler de bu hocalara asistanlık yaptık. 1962 de enstitü, kürsü haline geldi.Başına Prof. Melahat Özgü’yü getirdiler. Biz katılımcılar olarak oradaydık. Daha sonraları İzmir’de yeni bir sistemle G.S.F içinde bölümü kurduk. Tiyatronun kolektif niteliğini göz önünde bulundurarak yazarlık dramaturgluk,oyunculuk, sahne tasarımı olarak ana sanat dallarına ayırdık.
 
Bu sistem sizin öncülüğünüzde kuruldu.O zamanlar Dil Tarih’te bu ana sanat dalları yoktu öyleyse.
 
– Maalesef. Prof. Melahat Özgü’nün düşüncesi iyi seyirci yetiştirmekti. Bence seyirci tiyatroda yetişir. Nasıl olsa kuramsal çalışmalar, Fen Edebiyat, Türkoloji gibi bölümlerde torik olarak gösteriliyordu. 1976 da yüzde altmışı pratik yüzde yirmisi teorik derslerden oluşan İzmir’i kurduk. Bu defa 2000’li yıllarda Kıbrıs’ta fakülte olarak hayata geçirdik.Bizde ana sanat dalıyken orada her biri bölüm olan geniş kapsamlı bir tiyatro fakültesi oluşturduk. 90’lı yıllarda da Erzurum’da G.S.F’de tiyatro bölümünün kuruculuğuna öncülük ettik. Hatta Erzurum’a bundan önceki gelişim de ilk yetenek sınavıyladır.
 
Akademik kadroyu da kendi öğrencilerinizden mi oluşturdunuz?
 
– Evet. Fakat Atatürk Üniversitesini desteklemek bölüme hoca göndermek çok zor oldu.Genelde hoca niteliğindeki çoğu mezunlarımız İstanbul’a gitmeyi tercih ettiler.Akademik kariyer özel bir durum. Pedagojiden anlayan, öğretme yeteneğine sahip bir eğitmen olmanız gerekir.Ayrıca iyi bir oyuncu çok iyi bir oyunculuk hocası olmayacağı gibi ,hatta çoğu zaman kendilerini bulmuş çok iyi oyuncu hocalarının da, öğrencilerinin kendilerini taklit etmeye yönelttiğini biliyoruz.
 
Hocam, Türkiye’nin tiyatro adamı yetiştirmesinde ki sorunları sistemdeki eksikliklere bağlayabilir miyiz?
 
– Bizim en büyük sorunumuz, enflasyon.Kaç tane piyaniste, kaç tane obuacıya ihtiyacımız var tespiti yapılmadığı gibi, kaç dramaturga kaç oyuncuya veya tasarımcıya ihtiyacımız olduğunu da bilmemekteyiz. Her konuda olduğu gibi bu alanda da bir enflasyon yaşıyoruz. Bir çok tiyatro bölümü açılıyor ama hoca sıkıntısı baş gösteriyor bu defa. Hoca olmak için sadece üniversitelerden mezun olmak gerektirmez. Ancak yüksek bir öğretim eğitimi tamamlandıktan sonra hocalık vasfı kazanılabilir.Halbuki herkes hocalığa soyundu. Bölüm enflasyonu, hoca enflasyonu yetişecek gençlerin birer katliamıdır. Ne yazık ki üniversite yetkilileri de buna göz yummakta İşletme Fakültesi, Hukuk Fakültesi gibi fakültelere verilen önem sanat fakültelerine verilmemektedir.
 
– Tiyatro eğitimini daha küçük yaşlara indirgemek ve özellikle biz de de uygulanmaya başlayan ilk öğretim düzeyinde drama dersleri, tiyatro kültürünü geliştirmek adına yararlı bir çalışma mıdır?
 
– Elbette çok yararlıdır. Tiyatro öyle bir şeydir ki insan da var olan bir çok iyi özelliği geliştirir Bunun için ileride fizikçi, matematikçi olacak birinin bile küçük yaştan itibaren drama derslerine girmesi kanısındayım.Tiyatro ile sorumluluk duygusu aşılanır , insani ilişkileri daha iyi anlamayı kazandırır. Bu açıdan hangi meslekten olursan ol sanat duyarlılığını kazanmak için tiyatro dersleri bir gerekliliktir.
 
Bireylerin gelişmesi ve kalkınmamızı hızlandıracak kadar önem teşkil eder tiyatro.
 
– Evet o ilk Almanya şansölyesi, taş üzerine taş kalmayan harap Almanya, ilk önce neden tiyatro ve konser binalarını yaptılar. Ve bana Alman mucizesini nasıl özetlersiniz diye sorduklarında, tiyatro ile cevap veririm. Bu çok önemli bir konudur. Ama bunu algılayabilmek için bunun bilincinde olmak gerekir. Maalesef ülkemiz henüz bunun bilincinde değildir.
 
Tiyatro yayınları da çok önemli bir eğitim aracıdır. Siz Türkiye deki yayınları yeterli buluyor musunuz?
 
– Şöyle söyleyeceğim. Okumayan bu halk için yeterlidir bence. Sadece ilgilenenler okuyor. Fakat Almanya’da ki gibi tiyatroyu ihtiyaç olarak gören bir halk için yetersiz olabilir. Ben bakıyorum bazı hocaların bazı tiyatro kitaplarından haberi bile yok. Çok enteresandır.Kendi meslekleri ile ilgili kitapları bilmiyorlar. Ben çok okuyarak dünyadaki tüm yenilikleri takip ediyorum. Bizim tiyatrocular okumuyorlar. Bu ilgi içinde yayınları yeterli buluyorum. – Tiyatro eğitimini geniş kitlelere yaymak için somut önerileriniz var mı?
 
– Bizim gibi kalkınmakta olan ekonomisi tam kurulmamış ülkelerde devlet desteği gerekiyor.Geçende okuduğum bir habere göre Özel tiyatrolara ödenek kesildiği gibi oynamaları için verilen devlet sahnelerine de yüzde yüz zam yapılmış. Bu özel tiyatroların ölümü demektir. Bugünkü kültür bakanlığı sistemli bir şekilde tiyatroyu yok etmektedirler. Tiyatro büyük bir güçtür.Amatörde olsa kalkınmaya katkıları göz ardı edilemez. Bugün Almanya da 350 devlet tiyatrosu 2000 tane devlet ödenekli köy tiyatroları var. Orada da tiyatroya lüks diyenler var ama arkasından şunu ekliyorlar.Tiyatro bir lükstür ama çok önemli bir ihtiyaç olan lükstür. Bizde bu bilinç oluşmadığı sürece tiyatronun kolay kolay gelişmeyeceği kanısındayım.
 
Erzurum da sezonun ilk oyunu olarak Resimli Osmanlı Tarihi sizin rejinizle seyircisiyle buluşuyor.Daha önce Resimli Osmanlı Tarihini iki kez daha sahneye koymuştunuz. Bu rejinizin diğerlerinden farkı var mı? Yaşadığımız dönemin koşulları rejinize nasıl etki etti?
 
Önce yazardan izin alarak, metni onaylatarak bir ek yaptım.Çünkü yazar bunu 80’li yıllarda yazmıştı ve oyunun anlatıcısı da o dönemim genciydi. Okumayan arabesk gençlik…Biz 2000’li yıllardayız.Gençler değişti. Ben oyuna ikinci anlatıcı olarak bir genç ekledim. Dans eden ,internetle uğraşan ama diğer anlatıcıya göre daha çok kitap okuyan bir genç. 80’li gençlik ne kadar dışa dönükse bu gençte o kadar içine kapanık. Böylece aralarında ilginç diyaloglar gelişti.Tutgut Özakman gibi zeki bir yazarın bu diyalogları kabul etmesi benim için bir şans… Daha önceki rejilerim ortaoyunu formatındaydı. Erzurum için farklı bir reji düşündüm.Bu oyunda perde kullandık. Dekorumuz sade ama kostümlerimiz çok zengin… Bu oyun hiç eskimeyen bir komedi. Çünkü 80’li yıllarda, 90’lı yıllarda ve şimdi 2000’li yıllarda da bu oyunun güncelliğini koruduğunu ve o yıllardan bugüne fazla bir şeyin değişmediğini gördük.Turgut Özakman’ın benim en sevdiğim tarafı insanı zekice yaptığı esprilerle güldürürken, anlamlı ve bizim düşünmemiz gereken noktalara değinmesidir. O zamanda anayasa tartışması vardı bugünde var. Bu yüzden, bu oyun sadece güldürüp boş bir şekilde tiyatroyu terk etmemizin yanında düşünmemizi de sağlıyor. Tabi düşünebilen için…Resimli Osmanlı Tarihi çok iyi kurgulanmış bir oyundur Baş rol kişisi Vakıf, Bir Don Kişot’dur.Rüyasında Osmanlı tarihinin geçmişine gidip padişahları olacaklar için uyarması Vakıfın idealistliğini gösterir. Bu durum oyunun buruk bir tarafı.Bizde rejide özellikle düşündüren repliklerin altını çizdik. Tabi takdir seyircinin…
 
Hocam özellikle provalarda benim de en çok dikkatimi çeken bu oldu. Oyunda geçen her repliğin altında yatan anlamı uzun uzun anlattınız. Hatta suflör bile kullanmaya gerek kalmadı çoğu zaman . Oyuna o kadar hakimdiniz ki en küçük bir kelime değişikliğinin bile oyunun özüne zarar verebileceğini gösterdiniz.
 
– Evet oyunu ezbere biliyorum. Bu yüzden de hakim olduğum doğru. Zaten oyuna hakim değilseniz ne yapacağınızı bilemezsiniz.
 
Tabi çalıştığımız her yönetmenin ayrı bir çalışma tarzı var. Sizde dikkatimi çeken bir başka ayrıntı da kafanızdaki rejiyi oyunculara anlatmadan önce onları serbest bırakmanız oldu
 
– Oyuncuların yaratıcılığına çok önem veririm.Bu oyuncu içinde çok zevkli bir şeydir.Oyuncunun yaratıcılığını biraz gıdıklamak gerekir.Oyuncu ipli bir kukla değildir. Sonuçta sağlam bir rejiyle geldiyseniz, oyuncunun her fikrine açık olmak oyununuzdan hiçbir şey kaybettirmez.
 
Peki hocam bir çok kez yurt dışında rejisörlük çalışmaları yapmış biri olarak, Türkiye de ki rejisörlük anlayışını değerlendirir misiniz.?
 
– Türkiye de az da olsa iyi rejisörler var. Ama bir de göz boyayanlar var. Yani daha çok görselliğe önem verip içeriği yok edenler. Günümüzde artık değişik bir gelenek var. Devlet Tiyatrosunda kim müdür oluyorsa oyun yönetmeye kalkıyor. Rejisörlükte yeteneği olmayan bazı sanatçılar müdür olduktan sonra kötü kötü işler çıkarıyorlar. Ve seyirci kaybediyorlar. Rejisörlük eğitimi bambaşka bir şey. Bir kere müzik bilginiz olacak. Oyundaki tartımı, müzikten başka oyuncunun oynadığı karakterin tartımını hissedeceksiniz. İkincisi sanat tarihi şart.Sahnedeki o plastikliği yakalayabilmeniz lazım. Rejisörün bir dünya görüşü olması lazım. Antenlerinin açık olması, psikolojiden ve pedagojiden anlaması lazım.Bir rejisör toplum bilimi, sosyoloji ve tarih bilgisiyle donanımlı olması lazım. Bu yüzden bütün bu özellikler rejisörü tanımlamalı. Anlamadığım neden herkes bu işe soyunur. Acaba başkalarını idare etmek zaafımı.
 
Biz toplumca otoriteyi seviyoruz galiba…
 
– Tiyatroda, oyuncu çok önemlidir. Yönetmen yaratıcı olandır.Seyirciye iletendir. Yönetmen plastik ve estetik içinde bütünlüğü oluşturandır. Ama trafik polisi asla değildir.Şuradan gireceksin şuradan çıkacaksın.Yönetmen iç güdüleriyle hareket edemez, yönetmen her şeyi hesaplayarak oyunu yönetmeye gelmelidir.
 
Resimli Osmanlı Tarihinin sizin için Erzurum’da ayrı bir özelliği daha var. Çünkü kızınla beraber çalışıyorsunuz. Belki beraber bu ilk oyununuz değil ama Zeynep’in profesyonel yaşamında ki sizinle ilk oyunu. Çok heyecan verici bir şey olsa gerek.
 
– Zeynep sahneye çıktığı zaman inanın diğer oyunculardan bir farkı yok. Ama ikimiz içinde çok güzel bir anı elbette.
 
Hocam ; yaklaşık bir buçuk aydır sizinle beraberiz. Oyunun en ince noktasına kadar siz ilgileniyorsunuz. Bu bitmez tükenmez enerjinizi neye borçlusunuz?
 
– Valla bilmiyorum.
 
Kendinize iyi bakıyorsunuz galiba.
 
– ( Göbeğini gösterir) İyi bakmak değil bu. Ama kendimle barışığım bu olabilir.Ben hesaplaşmamı çoktan yaptım.Özeleştirimi çok rahatlıkla yaparım. Hatta eleştirmenlik zamanında yazdığım bir hatayı kendim düzeltmişimdir…Yaşamı seviyorum.Ama hepsinden önemlisi içimdeki çocuğu hiç kaybetmedim.
 
Zaman zaman özel yaşamınızdan da çok konuştuk. Duygusal bir insan olduğunuzu biliyorum Yazdığınız şiirlerde bunu doğruluyor
 
– Dört şiir kitabım var. Ben mavicilerdenim. Atilla İlhan, Güner Sümer mavi dergisini çıkarmıştık
 
Hala şiir yazıyor musunuz?
 
– Zaman zaman vakit buldukça. Ama şu sıralar Brecht kitabımla haşır neşirim. Almanya’dayken hocam, duayenim Heinz Hilpert’in referansıyla Berlineer Ensemble’a girdim.Onların arşivlerini , provalarını inceledim.Bu bana büyük bir birikim sağladı. Türkiye de doçent olduktan sonra yüksek lisans ve doktora öğrencilerine, seminerler koydum. Almanya’daki birikimlerimi birleştirerek Brecht’le ilgili her şeyi bir kitapta toplamaya karar verdim. Biyografisinden, oyunlarına, filmlerine kadar birkaç şarkısını da çevirerek geniş kapsamlı bir Brecht kitabı oluşturdum
 
Öğrenciler için çok iyi bir kaynak ayrıca.

 
– Evet. Zannediyorum faydalı olacak.
 
Hocam sizi çok yordum ama son olarak biraz da benim için çok önemli bir konu olan eleştiri hakkındaki düşüncelerinizi, eleştirmen kimliğinizle anlatır mısınız?
 
– Benim eleştirmenlik yaptığım 60’lı 70’lı yıllarda eleştiri çok iyi idi. Daha sonra cumhurbaşkanlığından, Kenan Evren’den, bir uyarı geldi. ‘Eleştiri yapın ama negatif olmasın.’ Onun üzerine ben hatırlıyorum bir eleştiri yaptım. Turgut Özakman’ın ‘Güneşte On Kişi’ adlı gazetecilik üzerine bir güldürüsü vardır.İzmir devlet tiyatrosu oynamıştı. Ben sahneye koyuluşunu beğenmedim. Eleştirirken ne yapayım diye düşündüm ve şöyle yazdım. ‘Bu çok iyi bir fırsat Türk izleyicisi için. Çünkü Mınakyan tarzı nedir bilmeyenler varsa bu oyunu izlesinler.’ Bu eleştiri olumsuz mu sizce?
 
Ne demek hocam. Hatta ders verici.( Bunun üzerine çok güldük)
 
– İşte böyle tersinle meler yapmak zorunda kalıyorduk….Eleştirmen aslında yalnız insandır.
 
Böyle bir çok anınız vardır herhalde?
 
– Olmaz mı? Mesela beğenmediğim bir oyun olmuştur Tanıdığım bir oyuncu bayanı eleştirmişimdir. Yolda görüyor beni. ‘Aşk olsun Özdemir Bey bu kadar yıllık tanışıklığımız var… Ben dul bir kadınım neden bana bunu yaptınız’ deyince, bende ‘Ben sizi oyuncu olarak düşündüm yoksa dul bir kadın olarak çok güzelsiniz’ dedim.( Kahkahalar) Daha neler var neler…İsmini vermeyeceğim eski rejisörlerden biri de oyunu hiç okumadan gelir oyunculara ezber yaptırırdı.
 
Rezillik ya!
 
– Neler gördük neler…Şimdi daha çok güleceksin. Adını veremeyeceğim. Tanıdığım bir eleştirmen vardı. Oyuna gelmezdi ama ertesi gün eleştirisi çıkardı.
 
Bu en korkuncu…( Gülmeye hazırlanmıştım ama gerçekten şok oldum)
 
– O bahsettiğim eleştirmenle, bir kongrede beraberken benim konuşmam esnasında insanların gülümsediğini gördüm.Bir de baktım ki eleştirmen uyuyor. Düşündüm…Konuşmamın bir yerinde yumruğumu masaya vurursam uyanır.Ve masaya vurmamla adam uyandı Seyirciler de alkışlamaya başladı… ( Kahkahalar.Hocanın böyle gülmesine bayılıyorum.Kesik kesik…)
 
– Konumuzu eleştirmenlikle bağlayacak olursak, yazdığınız her eleştirinin yararlı olması gerekir.Duygusallığa kapılmamak lazım. Yeri geldi ben kardeşimi bile eleştirdim.Bir gün biri geldi ‘yahu’ dedi ‘siz kardeşinizle düşman kardeş misiniz’. Yazdığım kompozisyonlar o denli dikkat çekerdi. Eleştirdiğim kişi çok yakınım olsa dahi objektif olmaya özen gösterirdim.
 
Eleştirilmeyi kimse sevmiyor. Oyuncular alkışı daha fazla seviyorlar galiba…
 
– Alkışı herkes sever…Ama bir de alkışlarıyla öldürenler var. Çok kötü bir oyun sahnelenir ayağa kalkıp alkışlarlar.
 
Çok güzel bir söz …Alkışlarıyla öldürenler.
 
– O da kendini iyi bir şey yaptım sanarak,hayatı boyunca iyi oyuncu olduğunu düşünür zavallı. Hayır bir de ayağa kalkıp alkışlamak nereden çıktı bilmiyorum. Ancak çok büyük oyuncuları için ayağa kalkılır. – Hocam çok teşekkür ederim. Benim için unutulmaz bir gün ve unutulmaz bir söyleyişi oldu.İyi ki de Erzurum’dan Hocaların Hocası Özdemir Nutku geçti.İyi ki de sizinle çalışma fırsatı buldum. Umarım bu fırsatı bir kez daha yakalayabilirim.
 
Hoca: Kapattın mı kayıt cihazını.
– Zeynep: Bakıyorum hocam..
– Hoca: Unutturma Zeyneplerin yeni eve giderken bir hediye alalım.
– Zeynep: (Kayıt cihazıyla uğraşırken) Efendim hocam
– Hoca: Ekmek kızartma makinesi
– Zeynep: Düğmeyi bulamadım ama, kaset bitti galiba…
 
Zeynep BAYRAKTUTAN
zeynepbayraktutan@hotmail.com
Tiyatronline.com
Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here