Malatya Çöplüğe Doyamadı (Tamer Barış Ülger)

    Tanrı, içimizdeki cinayet kuyusuna inerken, kendi maskesini bizim yüzümüzde kullanır… İşte o zaman kuyu, bize ölümün çimen yaprakları kadar güzel serinliğini sunar… İğdişlenen varlığımızı, çöplüğün karanlık dölyolundaki atılmış eşyalar labirentinde, o korkunç güzel Söz’e dönüştürdüğümüz an, kendimize tanrımız kadar yabancılaştığımızı da görürüz. Yalnızlık ve yoksulluk, içimizdeki güneşi bir tiran imparatorluğuna teslim ettikçe içinde yaşadığımız çağ, gözlerimizi bir kurban bıçağıyla köreltir ya da yüreğimiz üstümüze sürgülenen bir kapı olur ve her şey anlamsız bir kaosa sürüklenir. Vicdan azabı çeken insanlar, bir yandan suç ve ceza öte yandan delirium yüklü büyülü dünyalarında, insanın tanrının çöplüğü olduğu gibi tanrının da öylesine insanın çöplüğü olduğunu görürler…
 
    Her gün biraz daha cinayetlerimizin etiyle yaşamımızı sürdürdüğümüz bir yılgı çemberinde kendi katilimizi seçme karabasanına sürüklenmekteyiz. Anamızın bizi doğurduğu o suçluluklar göğünde her çırpınışımız bir çöplük, her çöplük de damgalanmış bir kimlik belgesine dönüşürken, varlığımız numaralanıp sanki bir toplama kampında koruma altına alınmaktadır. Tutsaklığımız da özgürlüğümüz de birer utanç çemberi gibi kutsal bellediklerimizle aldatmaktadır bizi…
 
    Diyarbakır Devlet Tiyatrosu “çöplük” afişleri tüm kenti donatmıştı. (Bence Devlet Tiyatrolarının afişlerine bir çeki düzen verme vakti geldi. Çok basit afişler. Afiş deyip geçmemek lazım o senin reklamın bir noktada.) Malatya’da oyuna iki gün kala bütün biletler tükenmişti. Otobüse binip oyunun sahneleneceği Malatya Sabancı Kültür Sitesine gittim. Hava yeterince soğuk. insanlar, fuaye alanında toplanmış çaylarını yudumlarken bir yandan da oyunun nasıl olduğu hakkında konuşuyorlar. Oyun yazarı; oyunlarında hep simgesel bir anlatımı yeğlemiş olan Turgay Nar. Oyun yazarlığının yanında şairliğiyle de ön plana çıkan nar oyunlarında şiir diliyle tiyatro dilini buluşturmasıyla ilgi çeken oyun yazarlarımızdan biri. Çöplük; Godot’tik ve Kafka’tik tarzıyla tam bir başyapıt diyebilirz. Oyun yönetmeni Alpay Ulusoy’un ağzından oyunu kısaca anlatalım; toplum dışına itilmiş iki kardeş ve işlediği suç nedeniyle kaçmak zorunda kalan bir akrabanın yaşam içerisinde dış etmenlerin de etkisiyle yokoluş öyküsü. Sadece atıklardan oluşan bir çöplükten söz edilmiyor, fikirde, sanatta, dinde ve insani davranışlardaki yozlaşmanın anlatıyor.
 
“Oyunda insani davranışların yozlaşması ve bu süreçte de yok olanların öyküsünü gözler önüne sereceğiz”
 
    “Oyunumuzun başlamasına on dakika vardır” Komutundan sonra yerimizi aldık. ışıklar karardı. Oyunu daha önce Işıl Kasapoğlu yönetiminde Haluk Bilginer – Ahmet Uğurlu oynamıştı ve bir çok ödül almıştı. (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödülü, Türkan Kahraman kaptan Ödülü – En Başarılı Prodüksiyon, İsmet Küntay Tiyatro Ödülü – En İyi Oyun, İsmet Küntay Tiyatro Ödülü – En İyi Erkek Oyuncu, Asaf Çiyiltepe Tiyatro Ödülü Turgay Nar, 118-Y Lions Yönetimi Çevre Korumasına Sanat Katkısı Ödülü yazar Turgay Nar, ve 118-Y Lions Yönetimi Çevre Korumasına Sanat Katkısı Ödülü) Heyecanlıydı herkes çünkü Malatya’ya kolay kolay böylesine kaliteli oyunlar gelmiyordu.
 
Dekor.
    Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (Hakan Dündar) bu işi biliyor dedirtecek türden. Dev bir çöp yığını ortada ve fonda boydan boya çöp poşetleri asılı perde. Gerçekten görülmeye değer. Sahnenin seyirciye göre sağında bir kulübenin giriş kısmı görünüyor. Küçük eyvan denilebilecek yerde çamaşır ipleri çekili. Sol kısımda da “şişme bebek sahnesi”nde kullanılan bir paravan. Kompozisyonu harika. Renk uyumuna bakıldığında; çöp poşetlerinin birbirleriyle uyumu fondaki asılı olan çöpler muazzam. Kulübe önü kahverengi tonlarda şirin bir yer. Ve asılan çamaşırlar ayrı bir hava katıyor oyun içinde. Final sahnesine gelindiğinde çöp dağının içinden bir kuyu çıkması gerçekten çok görkemli. Fakat paravanın renginin kırmızı olması, şişme bebek sahnesiyle bağlantı mı kurulup (kırmızı nokta misali) kırmızı ve tonlarında boyanmış? Fazla ilgi çekiyor bence; yeniden düşülmeli rengi. Ve çöp dağına çıkarken oyuncular, çöp dağı arkasındaki basamaklardan çok fazla ses çıkıyor. Bence o basamakların üstüne stafor yada kalın süngerler yapıştırılmalı.
 
Müzik.
    Tam anlamıyla muhteşem. Oyunu çok iyi beslemiş. Bir çok oyunda müzik ya gereğinden fazla yada çok az. Çöplüğün müzikleri tam yerinde ve duygusunda olmuş. Giriş müziği sade ve kıvamında. Final müziği başladığında insanların tüyleri diken diken oluyor. Aralarda verilen sesler mesela bıçakla soyulan odun parçası sesi, tenekeye atılan taş sesi, su seni (yansımalar) ve ışıkla birlikte devam eden gerçek sahne sesleri. Çok iyi düşünülmüş.
 
Işık.
    Hemen baştan söyleyeyim ışık çok iyi. (Mehmet Yaşayan) Işık, sahnede kendi başına bir oyun. Açılıştaki çarmıh sahnesinde (rüya) Aymeleğin (Esenay Kılıç) kanat misali kollarını açıp kapatmasındaki ışığında açılıp kapanma esprisi sanki ışığı yayan oymuş gibi gösterilmesi gerçekten sözü edilmeye değer. Oyun içinde amipsi şekillerde sahneye düşen alaca bulaca yarı lokal ışıklar tam bir çöplük havası vermiş oyuna. Ve finaldeki kuyu sahnesinde tepeden verilen ışık kuyuya düşen gölgeler tam bir görsel şölen.
 
Kostüm.
    Abartısız ve iyi düşünülmüş. Ayrıntılara önem verilmesi örneğin İsrafil’in (Sertel Uğur) atletindeki küçük delikler ve ayakkabıların tan bir “harik” oluşu, Aymeleğin (Esenay Kılıç) karakterinin kostüm seçimi benim takdirimi kazandı. Böylesine özenle hazırlanmış oyunla uyum içinde olan kostümleri hazırlayan Hakan Dündar’ı da tebrik etmeden geçmek istemiyorum.
 
Oyunculuk.
 
İsrafil (Sertel Uğur)
    İsrafil küçükken izo diye biri tarafından tecavüze uğramış amca oğlu olan Haço (Harun Türköz)nun yanında kalan bir suçlu. Hırslı ve çaresiz.
 
    Oyunun aynı zamanda reji asistanı Sertel Uğur. Ses tonuyla ve tavırlarıyla baştan seyirciye kendini kabul ettirdi. Şivesi yerinde ve güzel. Sahne üzerinde çok iyi dolaşıyor. Aymelek (Esenay Kılıç) ile aralarında geçecek olayın tüyolarını verildiği sahneler (göz göze gelmeleri, birbirlerine yol verme sahneleri) çok iyi. Aymeleğ in (Esenay Kılıç) hastalandığı ile ikinci bölümde Haçoya (Harun Türköz) olanları itiraf etme ile edememe arasında bocaladığı sahne çok başarılı. Fakat duygu geçişlerinde sorun var. Mesela birinci perdenin sonunda Haço’ya (Harun Türköz) sarılıp ağlama sahnesi. Küçükken kendine tecavüz eden İzo’nun öldüğünü duyduğundaki dizlerinin bağının çözülmesi bir önceki duygudan kopuk gibi. Bunu da metne bağlamak bilmiyorum ne kadar doğru olur ama metin bu noktada çok keskin ve ağır. Genel olarak başarılı buldum. Oyunun kilit adamı diyebiliriz.
 
Haço (Harun Türköz)
    Haco kız kardeşi Aymelek (Esenay Kılıç) ile çöplükte yaşamını sürdüren bir karakter. Haco hayatının sistematiğini bir noktada çözmüşken dış etmenler onun hayatını alt üst eder. En büyük isteği kız kardeşinin mürüvvetini görmektir.
 
    Başlangıçta replikleri öyle duygusuz atıyordu ki bir anlam veremedim; fakat oyun ilerledikçe karakteri tam olması gerektiği gibi verdiğine kanaat getirdim. Çok iyi analiz isteyen bir karakter haco ve Harun Türköz bunu başarmış. İkilemleri ve korkuları oyun içinde seyirciye vermesini biliyor. Final sahnesinde gerçektende bunu bize kanıtlarcasına tüyleri diken diken bir oyunculukla karşımıza çıkıyor. Kuyu sahnesinde hem Harun Türköz hem de Sertel Uğur takdire şayan!
 
Aymelek (Esenay Kılıç)
    Abisi olan Haço (Harun Türköz) ve amcası oğlu İsrafil (Sertel Uğur) ile birlikte çöplükte yaşamaktadır. Onların çamaşırlarını yıkayan,yemek hazırlayan ve hayatta bu noktada şikayet etmeyen biri aymelek. Her şey Aymeleğin yılanı görmesiyle başlar. “yılan çocuk gibi ağlıyor”
 
    Karakterini iyi analiz etmiş bir oyuncu. İsrafil (Sertel Uğur) ile kaçak bakışmalar, yakınmaları gayet iyi ve yetkin. Yılanı gördüğünü anlattığı sahnede seyirciyi adeta uyarıyor ve oyunculuk anlamında tatmin ediyor.. Hastayken geçirilen ataklar çok yerinde ve gerçekçi olmuş. Başarılı buldum fakat birinci perdede Haço (Harun Türköz) ve İsrafil (Sertel Uğur) uyurken attığı repliklerin hakkını vermeli, orası askıda kalmış.
 
Diğer Kişiler
    Oyun içindeki diğer kişiler insanı oyundan koparıyor. Bıçaklama sahnesi gerçekten çok klişe olmuş. İyi giden bir seyir içinde aksayan bir yan oradaki oyunculuklar. Karakter olmalarına rağmen yinede daha iyi oynamalarını beklerdim. Bunun yanında şişme bebek sahnesindeki komik öğeleri çok iyi vermişler.
 
Yönetmen.     Böylesine zor sahneye koyulabilecek bir oyunu, böylesine sağlam bir reji anlayışıyla koyduğu için oyun yönetmeni Alpay Ulusoy’u kutluyorum.
 
    Selamlamaya çıktı oyuncular. Tüm Malatya ayakta alkışladı, zaten böylesine görkemli bir final sonrası ayakta alkışlanmayı hak ediyordu oyun fakat finale daha varmış! Gerçek final oyun bittikten sonra oldu. İnönü üniversitesi tiyatro topluluğundan öğrenciler oyuncularla görüşmek istediler ve oyuncu arkadaşlar özellikle Harun Türköz ve Sertel Uğur öyle mütevazı öyle içten davrandılar ki oradaki insanlara, gerçekten görülmeye değerdi. Tek tek tebrikleri kabul ettiler. Tek tek büyük bir özenle dinlediler söylevleri, eleştirileri ve bilinçli seyirci kavramını o kitle üstünde anlatıp oradaki insanları sahneye bağlamayı bildiler. Ben sanmıyorum ki oradaki insanlar bir daha sözü geçen ildeki tiyatro oyunlarını kaçırsınlar. Oyunun bir kez daha Malatya’da oynanması için İnönü Üniversitesi Tiyatro Koordinatörü Ersin Aycan gerekli konuşmaları yaptı. Oyun sonrası uzun uzun konuştuk oyuncularla öyle ki telefonlar alındı telefonlar verildi.
 
İşte bu sonu ayakta alkışlarım.
    Oyun görülmeye değer. Bu kadar zor bir oyun seçmelerine rağmen iyi bir iş çıkarmışlar. Oyunculukla olsun, rejiyle olsun seyirciyi tatmin edecek bir oyun. Herkese öneririm. Tüm ekibi gönülden kutluyorum.
 
    Kurbanını tanrısına alıştıran bir ikiyüzlülükler çağında yasa ve yargı, bizlerce yapılmış, başkalarınca kullanılıp atılmış ve atıldığı çöplükten yeniden bizlerce özenle toplanıp, yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan eşyalara ya da kimliğimizdeki varoluşa, yani suç ve cezaya dönüştürülmüş birer kaos kuyusudur. İnsanın yaşadığı çöplükten tanrı, tanrının yaşadığı insandan nasıl her gün bir cinayet çıkıyorsa, karnımızdaki çocuğun babası da yüzümüzdeki maskelerin çöplüğüdür.
 
Tamer Barış ÜLGER
susuyorum@mynet.com
www.tiyatronline.com

Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here