Git-Gel Dolap – Trabzon Devlet Tiyatrosu (Barış UZUN)

Makineleşen Hayatlar ve “Git-Gel Dolap”…

Trabzon Devlet Tiyatrosu,bu sezonki repertuarlarına Harold Pinter’in ”Git-Gel Dolap” adlı oyununu almış.   
Oyunlarına ”kuşatılmışlık”,”tehdit altında olma”,”bilinmeyen güçler tarafından denetlenme” temalarını sindirmiş olan Pinter’in bu oyununda,iki kiralik katil olan Ben ve Gus’u bağlı oldukları mafya örgütünün talimatı ile ilk kez gittikleri bir binanın bodrum katında o günkü ”kurban”ı beklerken izliyoruz.Ben ve Gus,denetleyemedikleri bir mekanizma içinde otomatik olarak işler gören,yaptıkları işin ahlak dışı,yasa dışı boyutlarını sorgulamayan iki katil… 
 
“Ben” karakterini S.Barış Bağcı,”Gus” karakterini ise Tuncel Örgen üstlenmiş.S.Barış Bağcı ”Ben” rolünde,ses tonuyla,duruşuyla,bakışlarıyla pek az insanın karşı karşıya kalmak isteyeceği bir adam olmayı başardığı halde inandırıcılıktan uzak bazı abartılı jest ve mimiklerinin oyundaki başarısını bir ölçüde gölgede bıraktığını söylemeden geçemeyeceğim.Arkadaşı Gus’a kızgınlığını ifade ettiği anlardaki hareketleri eski Türk Sinemasının unutulmaz repliklerini anımsatır nitelikteydi.Bir an karşımda ”Nayır”,”Nolamaz” replikleriyle Yeşilçam Aktörleri belirir gibi oldu. 
 
“Gus” Tuncel Örgen ise oyunun ”Gemisini kurtaran kaptanı” konumundaydı. Katilin içinde bulunduğu ruh halini;gerilimi,tedirginliği,komediyi çok başarılı bir şekilde harmanlayarak,gerilimden-komediye,komediden-gerilime hızlı geçişlerdeki duyguyu aynı anda seyirciye yansıtmasındaki becerisi dikkat çekiciydi.Ancak Gus (Tuncel Örgen) arkadaşı Ben’e (S.Barış Bağcı) bir futbol maçından bazı anları anlatırken (”penaltı oldu”,”gol oldu”,”kendini yere attı”) bu hareketlere canlandırarak,hayat vermesini beklemeden edemediğimi belirtmeliyim.”Kurban”ı halletmeyi bekleyen iki katilin ”muhabbetlerinde” de futbolun yer alması hayatımızdaki futbol gerçeğine bir gönderme gibiydi. 
 
Oyundaki dozu yüksek gerilime eşlik eden ”paranoyak ruh hali” günümüzde ihanetin ölçüsüzlüğüne dair kayda değer bir tespit niteliğindeydi.Bu bağlamda oyunun sürpriz sonu bu tür ”oyunların” gerçek hayatta ne yazık ki hiç de sürpriz olmadığını bir kez daha hatırlattı.Aslında ”katilin” kim,”kurbanın” kim olduğu sorusu hep peşimizde değimlidir? 
 
Oyunun kostümlerini Hakan Dündar yapmış.Kostümleri başarılı bulmadım.Oyuncuları sahnede ilk gördüğüm anda,deyim yerindeyse ”alıcı gözüyle” inceledim.Karşımda iki kiralık katilden çok,sivil bir polis ve genç bir iş adamı olduğu izlenimine kapıldım.Hakan Dündar oyunun metniyle,müziğiyle,ışığıyla,dekoruyla, oyunculuğuyla yüksek olan ”gerilim” öğesini yansıtamamış kostümlerde.Alışılagelmiş kiralık katillerle,gangsterlerle,mafya adamlarıyla özdeşmiş bir kostüm tasarımı çok kolay yapılabilirdi oysa. 
 
Barındırdığı gerilimi doruk noktasına ulaştıran müziğin başarısına bir o kadar başarılı bulduğum ışık ve dekor tasarımı da eklenince izlenmeye değer işitsel ve görsel öğeler oluşmuş.Işık tasarımında;Yüksel Aymaz,dekorda;Sertel Çetiner, ve müzikte başarılı bir isim;Can Atila var. 
 
Yönetmen M.Akif Yeşilkaya tüm küçük eksikliklerine karşın başarılı bir oyuna imzasını atmış.Oyunculuğuyla,rejisiyle,ışık,dekor ve müziği ile çağımıza dair öğretici ipuçları,hayat anları içeren izlenmesi gereken bir oyun.Makineleşmiş,birilerinin uzaktan kumandası olan ve yok olan hayatları izlemek isterseniz mutlaka Trabzon Devlet Tiyatrosu Halug Ongan Sahnesi’ne uğramalısınız…
Barış UZUN
Tiyatronline.com
Paylaş
Tiyatro Dünyası
Yazar Hakkında: 2006 yılında kurulan Tiyatro Dünyası portalı "Türkiye'nin en popüler, en zengin ve en güncel tiyatro haber ve bilgi portalıdır..."

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here